Toros Expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu günlüğü
23 Eylül 2001 / 05 Ekim 2001


Saat 12.00 ve hala şehir içinden beton yuvalarından kurtulamadık, sanırım
Adapazarı'ndan sonra uçsuz bucaksız bozkırları, dağları, dereleri, tarlaları
ardı ardına geçeceğiz.
Yolculuk zamanı durdurmaktır, belki önüne geçmektir ,her ertelenen gitmeler
zamanı öne geçirir, her gitmeler zamanı arkada bırakır. Bu yolculuğu düşlerken
iki amacım vardı, ilki doğuyu görmek, coğrafyasını, insanını ve havasını
hissetmek, ikincisi biraz kaçış kendime yolculuk, karmaşa içindeki yaşamda
kendine dair olanları bu yolculukta açığa çıkartmak, yüzleşmek, hesaplaşmak,
sorgulamak ve bilmek.
Bu arada kompartımanıma iyice alıştım boyu 2,5 adım eni 2 adım gibi, küçük bir
lavabosu var, Tahsin abi su ve havlu dağıttı, bu servislerde bir kereye mahsus
ve ücreti 1 milyonmuş.
Vadilerden ve Sakarya ırmağının üzerinden geçerek Bileciğ'e geldik, bu arada
biraz dalmışım, Tahsin görmüş olmalı ki elinde çarşaf ve yastıkla geldi yatağı
hazırladı, hazırlarken de biraz sohbet ettik, doğu gezmeye gittiğimi 15 gün
kalacağımı söyledim oda bana Gaziantep' de kalıp kalmayacağımı sordu eğer
kalacaksan bizim TCDD'nin misafirhanesinde ucuza kalabileceğimi söyledi, iyide
bir fikir hem temizmiş, hem de ucuz, zaten bütün hesaplarım az parayla çok
kalabilmek . Tahsin abi sessiz, sakin birine benziyor.
Gazete almadım, televizyon radyo yok, mümkün olduğunca geziyi bihaber bitirmek
istiyorum. 12 gün önce (11 Eylül) dünya ticaret merkezine yapılan saldırının
yarattığı şok dalgasıyla haber kolik olduk. Yani büyük ağabeyler savaşçılık
oyununa başlamışlardı, 11 Eylülde birileri hadi el oynayalım dedi, hani çocukken
oynanan o masumane oyun, tahta silahlar, masumane ölümler, bu büyük abilerin
oynadı- ğı oyunda gerçek silahlar, gerçek ölümler, yüreklere yine acılar
kazınacak, belleklerde dehşet sahneleri.
2 saat kadar uyumuşum, Afyona daha iki saat var ve bu arada birçok ara
istasyondan geçiyoruz, ilgimi çeken istasyonların isimleri merakla hangi
istasyona geliyoruz diye bakıyorum. Afyonda 10 dakika molamız var benim 1 ekmek
almam lazım, saat 18:30 gibi 1 saat roterle Afyona vardık, yolculuk toplam 33
saat yani rötarsız, tahmini 2 veya 3 saat rötarle Gaziantep'de olacağız. Aldığım
ekmeği evden getirdiklerimle çoban dürümü yapıp götürdüm , saat 20:30 civarı, bu
yolculukta yanıma iki adet kitap aldım biri Charles Bukowski' nin yeni çıkan <<sıradan
delilik öyküleri>> ,diğeri 2, 3 kere okuduğum İtalyan ressam Modigliani' ni
Paris' deki bohem yaşantısını anlatan otobiyografisi. Şuanda yemekli vagondayım
bir bira söyledim ve Bukowski' yi okumaya başladım.
2 şişe bira, 58 sayfa, 8 izmarit, karanlık gece ,camdaki yansımam ona bana
bakıyor ben ona, yüzündekiifadeyi görüyorum oda benimkini görüyor, eğer
konuşursa bende konuşurum.
2.gün 24 Eylül Pazartesi
Sabah 06:30 gibi Adana garında uyandım gece rahat uyumuşum deliksiz ,sabah
kahvaltısı 2 dilim kek 1fincan kahve.
Ceyhan nehri üzerinden geçtik, dışarıda pamuk tarlaları beyaz, beyaz açmışlar
toplanmayı bekliyorlar. Tahsin abiyle sohbete başladık, yaklaşık 10 yıldır bu
görevdeymiş, bazen sıkıcı bazen de zevkli oldu- ğunu anlatıyor, birçok tünele
girip çıkıyoruz bir tanesi bayağı uzun Tahsin abinin söylediği dünyanın ikinci
uzun tüneliymiş ismi agran tüneli 5 km. dağın ismi gavur dağı.
Kahramanmaraş'a bağlı Fevzi Paşa istasyonuna geliyoruz,burada makine (lokomotife
makine diyorlar) önden arkaya geçeceği için bayağı zamanımız varmış,Tahsin
abiyle Fevzi Paşa' nın için de salaş bir lokantaya giriyoruz sıcak birer çorba
içtik. Tahsin abi lokomotifte gitmek istermisin! diye sordu bende bu benim için
çok heyecanlı olur diye evet dedim, zaten merakta ediyordum.
Tren hareket etti ve ben lokomotifteyim, diğer istasyon Narlı' ya kadar burada
seyahat edeceğim,makinist Halit abi ve Rıfkı abi makinenin nasıl çalıştığı
nasıl hareket ettiğini, hız ayarlamasını ve fren olayını gösterdiler, buranın
heyecanı rayların altınızdan hızla geçişini görüyorsunuz. Kaçak çaydan yapılmış
demli çay ikram ile sohbete devam ettik, en ilginci bir ihtahar olayı, neyseki
adam ölmemiş. Narlı da makine'den indim bu benim için heyecanlı bir yolculuk
oldu. Gaziantep' e daha 3-4 saat var. Bugünkü planım trenden inince hemen
Kilis'e oradan da Yesemek' ğe Hitit heykel atölyesine gitmek.
Saat 14:00 gibi Gaziantep'teyiz, hemen şehir merkezine doğru yola koyuldum,
gardan çıkınca dik istikamete gidip bir ana cadde geçtik den sonra stadın
yanından şehir merkezine geldim, düzgün caddeler, geniş bir park ve kalabalık
hareketli merkez, vakit kaybetmeden Kilis dolmuşlarını öğrenip
biniyorum.
Yolda zeytin, üzüm ve bodur fıstık ağaçları, 45 dakika sonra Kilis'e varıyoruz,
küçük bir meydan,bir kaç ara sokağa giriyorum tek, tük iki katlı taş evlere
rastlıyorsunuz, Kilis ufak bir sınır kasabası, sesiz sakin .Yesemek'ğe gitmek
için İslahiye dolmuşuna bindim, önde şöför yanına oturdum, yanıma genç bir
arkadaş oturdu, şoför yoldakilerle ve yolcularla Türkçe harici bir dille
konuşuyordu yanımdaki arkadaşa Arapça'mı yoksa Kürtçe' mi diye sordum Kürtçe miş.
Yoldaki üzüm ve zeytinleri konuştuk halk geçimini çoğunlukla üzüm ve zeytinden
karşılıyormuş, fakat zeytin ve üzüm kalitesi düşükmüş.
Bir ara şoföre Yesemek' e nasıl gideceğimi sordum, seni köy sapağında indiririz
barajın kenarından yolu takip ederek köye ulaşırsın dedi, dolmuş falan yokmuş
yoldan geçenlere el edecekmişiz . Sapakta indim içeri yola koyuldum, yol ıssız
sağ ve sol ormanlık saat sanırım 16:00 civarı gezi için yanıma saat almadım yani
saatsizim. Hava sıcak karşı istikametten bir araba geldi hala benim tarafından
yok yol 8 km. baraj sol tarafta gözüktü biraz mola verdim, baraj suyu
seviyesinin altında hala gelen giden yok yola devam, biraz sonra bir minibüs
gözüktü durdurdum pazarcılık yapıyor- larmış 3 kişi baraja balık tutmaya
gelmişler '' az öteye kadar seni götürürüz istersen bin''dedi, patates
çuvallarının üstüne oturdum'' köyde tanıdık mı var kalacak mısın?'' diye
sordular, bende köydeki tarihi eserleri gezeceğimi söyledim onlarda duymuşlar
ama görmemişler, neyse 3-4 km. sonra indim tekrar yola koyuldum biraz sonra aynı
minibüs gözüktü gece kalacakları için fener lazımmış beni köyün girişine kadar
götürdü sarı tabelayı takip edip köyün içinden açık hava heykel atölyesine
vardım.
Beni oranın görevlisi Ali Çiçek karşıladı; uzun boylu bir gözü görmeyen sıcak
bir insan evi sit alanını hemen yanında,ufak bir tanışmadan sonra anlatmaya
başladı, Ali ağabey heyecanlı bu görevi severek yaptığı belli.
Atölye kurt dağının yamaçın da ismi Kara tepe sırtı,ilk defa 1890 yılında alman
araştırmacı Felix Von LUSCHAN tarafından bulunmuş,daha sonra burada sistemli
olarak araştırmaları 1958-1961 yılları arasında Prof. Dr. Bahadır ALKIM yapmış,
yamaçtaki heykellerin yani gün ışığına çıkartılanların sayısı 300 adete yakın,
heykeller tepedeki taş ocağından alınma, taşlar gayet set ve ince gözenekli
bazalt cinsi.
Atölyenin imparator Suppilluma I zamanında yani M.Ö 1375-1335 tarihleri arasında
işletmeye açıldığı ve burada yörenin yerli halkı Hurlar' ın çalıştırıldığını
göstermekte. Alanın büyüklüğü yaklaşık 100.000 metrekare, heykellerin hepsi
taslak halinde yani ilk aşama olan kon- turların belirlenmiş hali, eserin son
hali ise buradan gönderildiği yerde mimari yapı içinde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Sayfanın devamı >>