Toros Expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu gezisi günlüğü
23 Eylül 2001 / 05 Ekim 2001
İstanbul-Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır-Batman-Siirt
Bingöl-Tunceli-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Kahramanmaraş-Gaziantep-İstanbul
1.gün 23 Eylül Pazar
Günlerdir düşlediğim yolculuk nihayet
başlamak üzere sabah kılı kılına yetiştik, Faruk uyuyakalmış,
harekete beş
dakika kala Haydarpaşa'dayız.
Sonradan adını öğrendiğim Tahsin abi karşıladı
ve yerimi gösterdi, ufak bir yerleşimden
sonra tren hareket etti, vagonu
keşfe çıktım ,yan tarafta tek bir bey, ilerideki kompartımanda
anne kız, yine
tek bir bey var, vagon şimdilik kalabalık değil.
Bu arada bir kahve yapıp
sigarayla camdan dışarı bakarak içmeye başladım,bu bakmaları
bazen boş, boş
anlamsız, bazen de düş kurarak devam ettirmek istiyorum.
Bir ara yemekli
vagona geçtim,hemen hemen dolu gibi,kahvaltı yapanlar,çay içenler ve gazete
okuyanlar,bende boş bir yer bulup oturdum.
Yataklı vagonu seçmem tamamen
rahatlık değil, yalnızlık, sessizlik ve bir başıma kalmak, birazda merak
çünkü hiç uzun olarak tren seyahatim olmamıştı.
Saat 12.00 ve hala şehir
içinden beton yuvalarından kurtulamadık, sanırım Adapazarı'ndan sonra uçsuz
bucaksız bozkırları, dağları, dereleri, tarlaları ardı ardına geçeceğiz.
Yolculuk zamanı durdurmaktır, belki önüne geçmektir ,her ertelenen gitmeler
zamanı öne geçirir, her
gitmeler zamanı arkada bırakır.
Bu yolculuğu
düşlerken iki amacım vardı, ilki doğuyu görmek, coğrafyasını, insanını ve
havasını
hissetmek, ikincisi biraz kaçış kendime yolculuk, karmaşa içindeki
yaşamda kendine dair olanları
bu yolculukta açığa çıkartmak, yüzleşmek,
hesaplaşmak, sorgulamak ve bilmek.
Bu arada kompartımanıma iyice alıştım boyu
2,5 adım eni 2 adım gibi, küçük bir lavabosu var,
Tahsin abi su ve havlu
dağıttı, bu servislerde bir kereye mahsus ve ücreti 1 milyonmuş.
Vadilerden ve Sakarya ırmağının üzerinden geçerek Bileciğ'e geldik, bu arada
biraz dalmışım, Tahsin
görmüş olmalı ki elinde çarşaf ve yastıkla geldi
yatağı hazırladı, hazırlarken de biraz sohbet ettik,
doğu gezmeye gittiğimi
15 gün kalacağımı söyledim oda bana Gaziantep' de kalıp kalmayacağımı
sordu
eğer kalacaksan bizim TCDD'nin misafirhanesinde ucuza kalabileceğimi söyledi,
iyide bir fikir
hem temizmiş, hem de ucuz, zaten bütün hesaplarım az parayla
çok kalabilmek .
Tahsin abi sessiz, sakin birine benziyor.
Gazete almadım, televizyon radyo yok,
mümkün olduğunca geziyi bihaber bitirmek istiyorum.
12 gün önce (11 Eylül)
dünya ticaret merkezine yapılan saldırının yarattığı şok dalgasıyla haber kolik
olduk. Yani büyük ağabeyler savaşçılık oyununa başlamışlardı, 11 Eylülde
birileri hadi el oynayalım dedi,
hani çocukken oynanan o masumane oyun, tahta
silahlar, masumane ölümler, bu büyük abilerin oynadı-
ğı oyunda gerçek
silahlar, gerçek ölümler, yüreklere yine acılar kazınacak, belleklerde dehşet
sahneleri.
2 saat kadar uyumuşum, Afyona daha iki saat var ve bu arada
birçok ara istasyondan geçiyoruz, ilgimi
çeken istasyonların isimleri merakla
hangi istasyona geliyoruz diye bakıyorum.
Afyonda 10 dakika molamız var benim
1 ekmek almam lazım, saat 18:30 gibi 1 saat roterle Afyona
vardık, yolculuk
toplam 33 saat yani rötarsız, tahmini 2 veya 3 saat rötarle Gaziantep'de
olacağız.
Aldığım ekmeği evden getirdiklerimle çoban dürümü yapıp götürdüm ,
saat 20:30 civarı, bu yolculukta
yanıma iki adet kitap aldım biri Charles
Bukowski' nin yeni çıkan <<sıradan delilik öyküleri>>,diğeri
2, 3 kere
okuduğum İtalyan ressam Modigliani' ni Paris' deki bohem yaşantısını anlatan
otobiyografisi.
Şuanda yemekli vagondayım bir bira söyledim ve Bukowski' yi
okumaya başladım.
2 şişe bira, 58 sayfa, 8 izmarit, karanlık gece ,camdaki
yansımam ona bana bakıyor ben ona, yüzündeki
ifadeyi görüyorum oda benimkini
görüyor, eğer konuşursa bende konuşurum.
2.gün 24 Eylül Pazartesi
Sabah 06:30 gibi Adana garında
uyandım gece rahat uyumuşum deliksiz ,sabah kahvaltısı 2 dilim kek
1fincan
kahve.
Ceyhan nehri üzerinden geçtik, dışarıda pamuk tarlaları beyaz, beyaz
açmışlar toplanmayı bekliyorlar.
Tahsin abiyle sohbete başladık, yaklaşık 10
yıldır bu görevdeymiş, bazen sıkıcı bazen de zevkli oldu-
ğunu anlatıyor,
birçok tünele girip çıkıyoruz bir tanesi bayağı uzun Tahsin abinin söylediği
dünyanın
ikinci uzun tüneliymiş ismi agran tüneli 5 km. dağın ismi gavur
dağı.
Kahramanmaraş'a bağlı Fevzi Paşa istasyonuna geliyoruz,burada makine
(lokomotife makine diyorlar)
önden arkaya geçeceği için bayağı zamanımız
varmış,Tahsin abiyle Fevzi Paşa' nın için de salaş bir
lokantaya giriyoruz
sıcak birer çorba içtik. Tahsin abi lokomotifte gitmek istermisin! diye sordu
bende
bu benim için çok heyecanlı olur diye evet dedim, zaten merakta
ediyordum.
Tren hareket etti ve ben lokomotifteyim, diğer istasyon Narlı' ya
kadar burada seyahat edeceğim,makinist
Halit abi ve Rıfkı abi makinenin
nasıl çalıştığı nasıl hareket ettiğini, hız ayarlamasını ve fren olayını
gösterdiler, buranın heyecanı rayların altınızdan hızla geçişini görüyorsunuz.
Kaçak çaydan yapılmış demli çay ikram ile sohbete devam ettik, en ilginci bir
ihtahar olayı, neyseki
adam ölmemiş.
Narlı da makine'den indim bu benim
için heyecanlı bir yolculuk oldu. Gaziantep' e daha 3-4 saat var.
Bugünkü
planım trenden inince hemen Kilis'e oradan da Yesemek' ğe Hitit heykel
atölyesine gitmek.
Saat 14:00 gibi Gaziantep'teyiz, hemen şehir merkezine
doğru yola koyuldum, gardan çıkınca dik
istikamete gidip bir ana cadde geçtik
den sonra stadın yanından şehir merkezine geldim, düzgün
caddeler, geniş bir
park ve kalabalık hareketli merkez, vakit kaybetmeden Kilis dolmuşlarını öğrenip
biniyorum.
Yolda zeytin, üzüm ve bodur fıstık ağaçları, 45 dakika sonra
Kilis'e varıyoruz, küçük bir meydan,bir
kaç ara sokağa giriyorum tek, tük iki
katlı taş evlere rastlıyorsunuz, Kilis ufak bir sınır kasabası, sesiz
sakin .Yesemek'ğe
gitmek için İslahiye dolmuşuna bindim, önde şöför yanına oturdum, yanıma genç
bir arkadaş oturdu, şoför yoldakilerle ve yolcularla Türkçe harici bir dille
konuşuyordu yanımdaki
arkadaşa Arapça'mı yoksa Kürtçe' mi diye sordum Kürtçe
miş. Yoldaki üzüm ve zeytinleri konuştuk
halk geçimini çoğunlukla üzüm ve
zeytinden karşılıyormuş, fakat zeytin ve üzüm kalitesi düşükmüş.
Bir ara
şoföre Yesemek' e nasıl gideceğimi sordum, seni köy sapağında indiririz barajın
kenarından
yolu takip ederek köye ulaşırsın dedi, dolmuş falan yokmuş yoldan
geçenlere el edecekmişiz .
Sapakta indim içeri yola koyuldum, yol ıssız sağ
ve sol ormanlık saat sanırım 16:00 civarı gezi
için yanıma saat almadım yani
saatsizim. Hava sıcak karşı istikametten bir araba geldi hala benim
tarafından yok yol 8 km. baraj sol tarafta gözüktü biraz mola verdim, baraj suyu
seviyesinin altında
hala gelen giden yok yola devam, biraz sonra bir minibüs
gözüktü durdurdum pazarcılık yapıyor-
larmış 3 kişi baraja balık tutmaya
gelmişler '' az öteye kadar seni götürürüz istersen bin''dedi, patates
çuvallarının üstüne oturdum'' köyde tanıdık mı var kalacak mısın?'' diye
sordular, bende köydeki tarihi
eserleri gezeceğimi söyledim onlarda duymuşlar
ama görmemişler, neyse 3-4 km. sonra indim
tekrar yola koyuldum biraz sonra
aynı minibüs gözüktü gece kalacakları için fener lazımmış
beni köyün girişine
kadar götürdü sarı tabelayı takip edip köyün içinden açık hava heykel atölyesine
vardım.
Beni oranın görevlisi Ali Çiçek karşıladı; uzun boylu bir gözü
görmeyen sıcak bir insan evi sit alanını
hemen yanında,ufak bir tanışmadan
sonra anlatmaya başladı, Ali ağabey heyecanlı bu görevi severek
yaptığı
belli.
Atölye kurt dağının yamaçın da ismi Kara tepe sırtı,ilk defa 1890
yılında alman araştırmacı Felix Von
LUSCHAN tarafından bulunmuş,daha sonra
burada sistemli olarak araştırmaları 1958-1961 yılları
arasında Prof. Dr.
Bahadır ALKIM yapmış, yamaçtaki heykellerin yani gün ışığına çıkartılanların
sayısı
300 adete yakın, heykeller tepedeki taş ocağından alınma, taşlar gayet
set ve ince gözenekli bazalt cinsi.
Atölyenin imparator Suppilluma I
zamanında yani M.Ö 1375-1335 tarihleri arasında işletmeye açıldığı
ve burada
yörenin yerli halkı Hurlar' ın çalıştırıldığını göstermekte.
Alanın büyüklüğü
yaklaşık 100.000 metrekare, heykellerin hepsi taslak halinde yani ilk aşama olan
kon-
turların belirlenmiş hali, eserin son hali ise buradan gönderildiği
yerde mimari yapı içinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sayfanın devamı >>>>>>>>>>>>>>>
necmi toraman 2001
http://www.necmitoraman.com
necmi@necmitoraman.com
![]()
Ziyaretçi Defterini Oku Ziyaretçi Defterine Yaz