52 gün (16-Şubat-2003 / 08-Nisan-2003)
Karayolu
İle Gidiş - Dönüş
Ağrı -Mako (İran) -Tahran -İsfahan -Zahedan-Taftan ( çöl geçişi ) Quetta (Pakistan )Lahor
- Armistar ( Hindistan) -Delhi - Agra-Varanasi (Ganj nehri ) -
Katmandu (Nepal) - Cithwan-Pokhara -Delhi (Hindistan)
-Jaipur- Jaiselmer ( çöl safari ) Pushkar - Udaipur -Jodhpur-Bombay -Goa ( dönüş )
10/Mart/2003 23. gün ( CHİTWAN MİLLİ PARK )
Gece
yine misafirim vardı, tavanda kocaman bir örümcek, aslında misafir olan benim,
buralar onun yeri.
Kahvaltıda otel müdürü ve garsonla anlaşabildiğiz kadar sohbet ettik. Bu otele
hiç Türk gelmemiş ben
ilkmişim eminim bir çok yer dede öyle olacak, umarım gezi boyunca bir Türk'e
rastlarım. Birde karayolu ile
gelip tekrar Hindistan'a dönüp oradan tekrar karayolu ile dönmeme çok
şaşırdılar, şunu biliyorum bir çok
gezgin karayolu ile gelip ülkelerine uçakla dönmekteler ama ben geliş ve dönüşü
tamamen karayolu ile yapmayı
kafaya koymuşun, ne olursa olsun tamamlayacağım.
Rehber çocuk geldi ve nehir kenarına gidip orman gezisi için isim kayıt
ettirdik, güvenlik acısından 2 saat
sonra dönemiz gerekiyormuş.
Bir kanoya 3 rehber, ben ve turist bir kız bindik, sabah saatleri bolca kuş ve
pusuya yatmış timsahların
yanından geçtik. Rehber uzun burunlu timsahların pek saldırgan olmadığını ama
diğer türün saldırgan
olduğunu anlattı.
Karşı kıyıda indik, ben ve iki rehber bir yana diğer turist kız ve rehber diğer
tarafa yöneldi, yani ayrıldık.
Ormana daldık, elimde uzun bir değnek rehberleri takip ediyorum, hayvan görünce
panik olmamamı ve bir
ağaç arkasına saklanmamı söyledi, ne var ki orman o kadar tehlikeli gözükmüyor
yada bana öyle geldi. Bolca kuş
türü, orman tavuğu ve maymun sürülerinden başka bir şeye rastlamadık. Ara sıra
ağaç tepelerine çıkıp
sağı solu gözetliyorlar, asıl aradıkları tek boynuzlu gergedan ama maalesef denk
gelemedik.
Kanonun beklediği yere giderek nehrin karşı kıyısına geçtik, otele dönüp yemek
yedikden sonra ben
ve 3 turist fil sırtına binip asıl sık ağaçlı balta
girmemiş bir ormana daldık.
Hayvan bayağı büyükmüş, sanki 1 katın balkonunda oturur gibiyim.
Orman harbiden ürkütücü, fil bile ağaç aralarından zor geçiyor, orman tabanı
olduğu gibi bitki kaplı. Biraz
sonra bizim gibi geziye çıkmış bir fil kafilesi bir yere bakıyorlar bizde
yanaştık. Nesli tükenmekte olan tek
boynuzlu gergedanlar, biraz izleyip yolumuza devam ettik.
Bunları yazarken Japon kızlar kikirdiye kikirdiye geliyorlar, benim yan odada
kalmaktalar, nereli olduğum
sorduralar Türk'üm dedim, "o turko" dediler. Bir tanesi Türkiye'ye gelmek
istediğini söyledi.
Neyse orman dönelim, biraz sonra bir nehir kenarına geldik, yine timsahlar sıra
sıra dizilmişler herhalde
pusudalar.
Nehrin sığ bir tarafından karşıya geçmek için nehre girdik. Bizim fil ilafsız 10
dakika su içti, biraz ileride
yine gergedanlar var ama Asya kaplanı göremedik.
Gezi bitişi nehir kıyısına gidip bir fil sahibine 50 ruppi vererek anlaştım.
Nehirde fille banyo yapacağız.
Başladık fille beraber yıkanmaya, sırtına çıkıp durmaya çalışıyorum oda beni
hortumu ile ıslatıp duruyor,
kendini bir sağa bir sola yatırıp yıkıyor, bende üstüne çıkıp durmaya
çalışıyorum nafile, bu harika banyodan
sonra nehir kenarına oturup çay söyledim, bu yorucu ama bir o kadarda keyifli
günü çay içip güneşin
batışını seyrederek noktaladım.
Odadayım, saat 20:43, yemeği yedim ve bunları yazıyorum. Birde yemekler
harikaydı, hele öğlen verdikleri
yumurta çorbası enfesti. Yarın buraya veda ediyorum, benim için keyifli geçen
yerlerden biriydi, bu köyün
ismi THURA imiş, köyü yarın sabah saat 10 gibi terk ediyorum. Otobüsüm, Nepal'ın
bir diğer şehri Pokharaya
Nehir kenarında yine uzun düşüncelere daldım, o kadar çok şey geldi ki aklıma
hatta bir ara kendi kendimle
konuştum, zaman ne kadar hızlı geçmiş hele o tatlı günler...
Bir fırsat olsa da Faruk'la Afrika'da şöyle 1 ay sürecek safari yapabilsek.
Pokhara'da 2 gece kalmayı düşünüyorum, oradan tekrar Hindistan'a döneceğim.
Sanırım 1 ay daha
kalacağım ve sonra eve dönüş, galiba biraz zorlu geçecek.
Nezle falan Olur gibiyim, burnum harıl harıl akıyor ve dudağımda uçuk çıktı. Faruk'un
verdiği antibiyotikten içmeye
başladım, umarım uzun sürmez. Bu arada gecenin bu vakti sana ne diyeyim Faruk
ah,ah. Oğlanda büyümüştür.
Çocuk sahibi olmak, dünyaya sahip olmak gibi bir şey herhalde.
Bazı şeyleri ve bazılarını özlüyorum, nerede ve ne yapıyorlar.
Bu arada ucuz Nepal sigarasını arka arkaya yakıyorum.
11/Mart/2003 24. gün ( NEPAL / POKHARA )
Otobüs yine eski püskü, neyse ki şoför yanına
oturdum ayaklarımı uzatabiliyorum, yol yine virajlı ama
manzara yine güzel, 19 km yolu 5 saatte geldik
Pokhara minik bir göle sahip küçük şirin bir kasaba, genelde treking için tercih
edilen bir yer, benim böyle
bir niyetim yok. Terası göl manzaralı bir otele yerleştim, çantayı bırakıp cadde
boyunca yürüyüp dar bir
sokaktan göl kenarına inerken Momo yapan bir yer gördüm ve hiç düşünmeden
girdim. Momo'nun nasıl
yapıldığını burada gördüm. Koca bir kazan üstünde elek var. hamurlar bu eleğin
içinde altta kaynayan suyun
buharı ile pişmekte, 2 tabak yedim.
Göl kenarında çay içip otele dönüşte sınıra bilet aldım .2 Mango 2 bira alıp
terasta içmeye başladım.
Burada 1 gece kalmaya karar verdim. Sabah erkenden sınıra hareket, sabah 06:30
da.
12/Mart/2003 25. gün ( SINIR / GORAKPUR )
Sabah otel görevlisinin uyandırmasıyla
kalkabildim, iyi ki çocuğa söylemişim. Apar topar taksiye atlayıp
garaja geldim, zaten otobüste daha gelmemiş.
Yine dökülmekte olan bir mini otobüse diğer gezginlerle doluştuk.
Saat 12:30 gibi Nepal'a veda edip sınırı geçtim, yine renkler ülkesi
Hindistan'dayım.
Daha sınırı geçer geçmez kalabalık tekrar başladı. Hemen bir otobüse Gorakpur
için bilet aldım,aman
Allahım! otobüs tıka basa dolu, bana düşen koltuğun sırt dayama yeri yok, yandım
anam.
Felaket bir yolculuktan sonra apar topar inip istasyona gittim derdimi anlatıp
ilk tren için Delhi'ye
bilet istedim. Tren perona yeni girmiş saat 18:10 gibi, benim sadece oturma
yeri, yataklıda yer yoktu. Trene
bindim, oturma yeri bile yok geceyi nasıl geçireceğim ?, biraz kapının orada
ayakta durdum, sonra Hint'linin
biri bana yer verdi kendide yan koltuklara sıkıştı. Sabah 8 civarı Delhi'de
olacağım.
Küçük bir fındık faresi yerdeki fıstık kabuklarını gelip gelip kokluyor, namusuz
birde şirin ki, uzun süre
izledim. Tren yine renkli, satıcılar, dilenciler, çalgıcılar ...
Akşam olunca halk yanlarına aldıkları yiyecekleri elle, çoluk çocuk afiyetle
yedi. Bende molalarda
muz, mandalina, omlet, fıstık ne bulursam karnımı doyuruyorum.
Aslında trenler çok rahat. Yataklı olanda seyahat pekte güç değil, tavanda her
kısım için 3 vantilatör var
ama yinede sıcak ve havasız oluyor.
Delhi'de kalmadan hemen Jaipur'a yani Hindistan'ın turistik eyaleti Racajtan'a
geçeceğim, yani dönüş
rotam, dönüş dedimse bu da bir ay . İstanbul' dan ayrılalı tam 25 gün
olmuş.