Toros Expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu gezisi günlüğü
23 Eylül 2001 / 05 Ekim 2001

İstanbul-Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır-Batman-Siirt
Bingöl-Tunceli-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Kahramanmaraş-Gaziantep
-İstanbul

Buradaki taslaklar sfenksler, aslanlar, dağ tanrıları,savaş arabaları ve yarı insan yarı hayvan
yaratıklar. Beni etkileyen heykellerin büyüklüğü oldu, Örneğin aslan heykelin ağırlığı 4 ton civarı.

Ali ağabeyi bunları anlatırken güneş dağın arkasına düştü düşecek gibi, gezi alanını inceleyip Ali ağa binin
kulübesine girdik, çok ilginç bu kulübede Ali ağa binin atölyesi gibi, nedeni camın kenarındaki minyatür
heykeller,bir iki tane basitçe yaptıklarını ne zamanki Prof. Dr. Bahadır ALKIM görüp şaşırmış ve
Ali ağabeyi teşvik etmiş, ona tekniği öğretmiş, sonradan yaptıkları daha ustaca olmuş. Karşı rafta 50' ye
yakın kitap,duvarlarda tarihi eserlerle ilgi yazı ve posterler,daha ilginci benden uzaktaki duvarda panoda
yatay olarak karakalemle çizilmiş heykel taslakları,akla gelen kazıdan kaldığı,bir ara yaklaşıp baktım
kağıdın solunda bir isim ÇİĞDEM ÇİÇEK, şaşırtıcı, bunları çizen Ali ağabeyin 14 yaşındaki kızı.
Gaziantep'in Islahiye ilçesine bağlı YESEMEK köyü, 95 hane ,sabah bir dolmuş akşam bir dolmuş,
heykeli seven bir baba, heykeli çizen kızı.

Güneş dağın arkasına düştü. Saat 18:30 civarı, aklıma gelen ana yola giden bir araca binmek, ama
aklıma gelen Ali ağabeynin söylediğiyle gitti, çünkü bu saatlerde kolay, kolay köyden kimse ayrılmazmış,
Ali ağabey ısrarla'' kal misafirim ol seni sabah ekenden dolmuşa bindiririz''dedi bende ona yarın erkenden
Nizip'e gideceğimi onun için vakit kaybetmemem gerektiğini söyledim oda bana ''o zaman bir çaresine
bakalım, benim oğlan seni motorla ana yola bıraksın'' dedi, motorda benzin yokmuş köye indik, birine
rica ettik oda motoru almaya gitti beklemeye koyulduk, bu arada köye bir traktör girdi, arka römorkta
ben diyeyim 20 siz diyin 30 tane cıvıl, cıvıl, rengarenk giyinmiş kız,birde geldi önümüzde durdu ,yarım
gözle ben onlara onlarda bana bu kim diye baktılar ,uzaktan bizim motosiklet gözüktü biraz haşat zaten
korkarım; bir ara aklımdan geçmedi değil, keşke kalsamıydım demeye kalmadı uzaktan bir minibüs
gözüktü, sanki Allah gönderdi, durdurduk İslahiye tarafına gidiyormuş hemen bindim, adı Hasan ben
yaşlarda, minibüsün arkası sağlı sollu askılarda rengarenk giysiler, orta tarafta kap kaçak oyuncak dolu
hani şu köy, köy dolaşıp eşya satanlar dan. Hasan 8 sene Kuş adasında garsonluk yapmış, biraz görmüş
geçirmiş, arkadaşıyla kaçmışlar arkadaşı Kuş adasında kalmış kendisi geri dönmüş, bir ara şu kelimeyi
kullandı '' senin aklına gelir miydi buralara gelmek, hayat bu ağabey nereye ne zaman savuracağı belli değil,
benim fazla bir şey istediğim yok buraları seviyorum '' konuşurken köy yolundan çıktık, yani benim geldiğim

Kilis yolunun ters istikametine girdik, nedeni Hatay dan gelen dolmuşların Akbez kavşağından
geçmeleri yani daha rahat vasıta bulabilmem.
Yol Suriye sınırına paralel, ben bunu Hasana sorarken oda tam karşıdaki ışıkları göstererek 2 km. uz-
aktaki Suriye sınır köyünü gösterdi. Akbez kavşağına geldik Hasana teşekkür edip indim,15-20 dakika
sonra Hatay'dan Gazi Antep'e giden bir dolmuş geldi, yolculuk sıkıcıydı sadece mola verdiğimiz yerde
içtiğim köpüklü ayran kayda değerdi.

Merkeze yakın bir yerde indim. Tahsin ağabeynin söylediği gibi TCDD'nin misafir hanesinin yolunu tuttum,bir
iki yol sormadan sonra misafirhaneyi buldum, resepsiyonda kimseler yok, sağa sola bakıp televizyon
odasına daldım amcam televizyon seyrediyor,kır saçlı tıknaz 45-50 yaşlarında hiç kalkmadan hoş geldin
dedi, saat 21:30 gibi, kalacak bir oda sordum '' hele otur dedi, sen turist misin'' işin can alıcı tarafı amcam
sigarayı yakmış bir ayağı koltuk da gözü televizyonda siyah beyaz bir Türk filmi seyrediyor dönüp baktım
sahne şu, babası kızı başkasına vermek istiyor kızda ölürümde varmam diyiyor.
'' Gecelik ne kadar dayı? '' diye sordum ' '5 milyon, duşta var ''dedi, peki aşağı olur mu dedim cevap
''6 milyonda sana 5 dedik'', amcadan bir oda istedim aldığım cevap şu ''acelen ne hele biraz otur '' gidip
yemek yiyeceğimi söyledim oda bana '' sen git ye çantanı şuraya bırak o zamana kadar filimde biter ''
dedi ,neyse çantayı bırakıp tam çıkarken '' çantada bomba olmasın '' demez mi amcam, yarı uyanık ,
hani tüp patlasa yandık Allahım'a.
Bankadaki (bankamatik den) para işimi halledip karnımı doyurup birde meşhur fıstıklı baklavayı
yedikten sonra misafir haneni yolu tuttum, az mesafe kala bahçe kapısını kapatan biri ,biraz daha
yaklaşınca Tahsin ağabey kafa kelle kapıyla uğraşıyor, ağabey nasılsın dedim cevap '' ya bunu ters mi kapattık ''
gerçekten kapıyı sıkıştırmış, ağabey dur ben gireyim dedim neyse kapıyı hallettik o yatmaya gitti, gelelim
bizim siyah beyaz amcaya, hiç ses çıkarmadan kapının yanındaki koltuğa oturdum, film devam ediyor
sonu gelmiş sahne şu, ''senin öldüğü söylediler ne olur affet ben, ardından düğün ve son ''amca döndü
bana'' yemeğini yedin mi gel sana bir oda verelim. Bu arada dönüşüm yine trenle Gazi Antep'den olacağı
için Antep gezisini sona bırakıyorum ,yarın erkenden Nizip ve antik kent Zeugma oradan Adıyaman.


3.gün 25 Eylül Salı

Nizip'e gitmek için garaja doğru yola koyuldum, gece deliksiz uyumuşum saat 08:00 gibi kalktım, Nizip
yerine Birecik dolmuşuna bindim arası 17 km., önce Bireci' ği gezip sonra Nizip'e dönme kararı aldım,
ve Fırat'la ilk karşılaşmam, Birecik Fırat'ın hemen kenarında köprüyü geçip bu güzel kasabaya giriyorsunuz,

sabah kahvaltısı henüz yapmamıştım dolmuş dan inip meydandaki pazaryerine daldım küçük bir
lokanta pide üstü bol acılı domatesli ciğer yahni yapıyor afiyetle götürdüm. Kelaynak çiftliğini sorup
öğrendim 1km. uzaklıkta, Fırat boyunu yürüyerek buraya vardım.
Kelaynak kuşu nesli tükenmekte hem de oldukça ciddi ,çünkü çiftlikte 60 adet bulunmakta daha yeni, yeni
12 adet yavru alınabilmiş, kuşların göç yolu Mısır'ın Nil nehri kıyısı ve Fırat'ın kenarı yani burası, 8
yıldır Mısırdan göç yokmuş, kuşları buraya çeken Fırat'ın kıyısındaki yamaçta bulunan kayalar,kayalarda
bulunan Gasit maddesi ,bu madde kuşların üreme döneminde gerekli olan bir maddeymiş. Besin kaynakları
canlı böcekler, çiftlikte verilen yağsız vitaminli tavuk eti ve havuç.

Geri dönüp çay bahçesinde biraz mola verdim, gelirken Fırat'ın kıyısında iki otel gözüme ilişti,aklımdan
geçen Zeugma' yı gezip burada Fırat'ın kenarında geceleme. Çayımı içip çarşıya giriyorum, çarşı şirin
bir o kadarda mistik, dar sokaklar, küçük ve ilginç dükkanlar,bir kaç örnek, atını da dükkan içine bağlamış
eğer tamir ve satıcısı,dükkan sahibinin kendi söylediği her türlü silah tamircisi, ufak bir ayakkabı tamircisi,
eşeklerle çöp toplayan belediye görevlileri. Çarşıdan aldıklarım, at boynuna takılan boncuklu püsküllü
kolye, bir tek topaç, 250'gr. Adıyaman tütünü.
Çarşıdan ayrılıp Nizip'e döndüm, kasabanın biraz dışından Bel kız köy yoluna girdim, yine vasıta yok
yol ıssız yaklaşık 10-12km. yola koyulduk, sağlı sollu zeytin ağaçları ve hava yine sıcak benim ters
istikametimden birkaç araç geldi dört gözle benim istikamete bekliyorum, kulağım vasıta sesinde ,
tahmini 7-8 km. yürüdüm ayaklarımın altı yanmaya başladı suda bitmek üzere, bir motosiklet sesi
durdum gelip durdular, 2 genç yaşları 14-15 atla dediler ağabey seni götürelim isimler Halit ve Ziya okulu
asıp gezintiye çıkmışılar, Allah' dan asmışlar, korka, korka mecburen bindim, arkadaki Ziya' ya öyle
yapışmışım ki ikimiz bir kişi olduk.

Zeugma tam bir hayal kırıklığı yarattı, kazılar bitmiş etrafı tel örgülerle çevirmişler görevli bile yok
mozaikler Gaziantep müzesine taşınmış.
Belkıs - Zeugma Antik Kenti, 80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri. Zeugma , Antakya
(Antiokheia) ile Mısır'daki İskenderiye'den (Aleksandreia) 'dan daha küçük,Atina (Athena) ile aynı büyük-
lükteymiş. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) 'dan ise birkaç kat büyüklükteymiş.
Antik Kenti, Büyük İskender'in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator
kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates
( Fırat'ın Silifkesi ) adında kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.'da kent Roma hakimiyetine girer.
Tabi ki burayı önemli kılan burada bulunan mozaikler.
Baraj gölü kenarında yarım saatlik bir mola verip, Halit, Ziya ve ben dönüşe geçtik, yolda sigara molası,
motosikleti dinlendirme ile Nizip'e vardık birer tatlı yedik den sonra kendimi hemen Urfa dolmuşlarına
atım, ayaklarım yarı iflas etti, yol 90 km. ilaç gibi geldi.
Belkız yolundaki yürümede akla gelen sorular, havada asılı kalan cevaplar, nedenler, niçinler, nasıllar.

Urfa' ya vardık, merkeze yakın inip biraz yürüyerek şehir merkezine girdim, ilk olarak balıklı göle
( Halil Rahman ve Ayn-ı Zeliha gölü ) gidip çay molası vermeği düşünüyorum, bu arada bir kaç otelden
fiyat aldım.
Eski Osmanlıyı anımsatan bu mistik doğu şehrinde üç gün kalmayı planlıyorum, zaten balıklı göle
yürürken bunun ne kadar doğru olduğu anlaşılıyor. Balıklıgöl Urfa kalesinin hemen altında, ilk ziyaret
ettiğ yer Hz. İbrahim peygamberin doğduğu mağara. Gölün kenarındaki çay bahçesinde mola verdim
burası oldukça serin. Bir otel bulup yerleştim, yarın Harran ve Atatürk barajı.



Sayfanın  devamı  >>>>>>>>>>>>>>>

 misafir defteri

Ziyaretçi Defterini Oku       Ziyaretçi Defterine Yaz

DİĞER  GEZİLER