Toros Expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu gezisi günlüğü
23 Eylül 2001 / 05 Ekim 2001

İstanbul-Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır-Batman-Siirt
Bingöl-Tunceli-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Kahramanmaraş-Gaziantep
-İstanbul

6.gün 28 Eylül Cuma

07:00 kalktım doğru Viranşehir dolmuşlarına,fazla uzun olmayan bir yolculuktan sonra Viran şehirdeyim,
burası için anlatılacak pek bir şey yok, sadece söylenecek bir tas içtiğim Jivjin, bu içecek gülsuyundan
yapılıyormuş tasın içinde lokum büyüklüğünde jöle benzeri tatlılar var,sıcakta bu soğuk içecek iyi
geldi, buradan Mardin'e bağlı Kızıltepe'ye gitmek için dolmuşa bindim, burası içinde anlatılacak pek
bir şey yok kötü bir yapılaşma ve küçük bir yer.
Vakit kaybetmeden Mardin dolmuşuna bindim yol yaklaşık yarım saat, dünya mirası kapsamına alınan
bu şehri görmek için sabırsızlanıyorum, şehre yaklaştıkça dağın yamacındaki Mardin gözüküyor, şehir
merkezine varmak için dağı tırmanıyorsunuz.
Mardin büyüleyici, evler yamaçta balkon gibi durmakta ve bir o kadarda estetik, kesme taşlardan harika
bir mimariyle yapılmış, ana caddede tur atıp tarihi posta hane binasını ve müzeyi gezdik den sonra ara
sokaklara giriyorum, bu evlerin arasında dolaşmak insanı başka bir dünyaya götürüyor, bol bol resim
çekiyorum sanırım en fazla resmi burada çekeceğim. Şehirden 10km. uzaklıkta görülmeye değer
yerlerden biride tarihi Süryani manastırı, fakat buraya dolmuş yok özel bir taksi tutmak lazım onlarda
15 milyon istediler bu fiyat benim bütçe için fazla olduğundan gidemiyorum.
Mardin görüp etkilendiğim kentler arasında en üst sıraya yükselebilecek kentler arasında, birde şunu
hatırladım Artvin'de yamaçta kurulu bir şehir ve orda da trafik lambaları yoktu Mardin' dede yok.
Güzel bir öğlen yemeği yiyip çay içtik den sonra gözüm arkada Mardin'den güneydoğunun büyük
şehirlerinden Diyarbakır'a gitmek için ayrılıyorum.

Diyarbakır'da indiğim yer dağ kapı yani tarihi surların bir çok kapısından biri tamda merkez, şunu
söylemek isterim ilk defa gittiğim bir şehre yabancılığım yaklaşık yarım saat sürmekte, ondan sonra
şehre alışıyorum.
Harita edinmek için turizm danışmayı soruyorum fakat saat geç olmuş, oteli birine girip bir harita
ediniyorum,bu arada ucuz bir otelle anlaştım 6. katta ıskarta bir oda fakat iyi bir manzarası var birde
önünde terası, azda olsa şehri üstten görebiliyorum.
Diyarbakır'da ilk göze çarpan tabi ki surlar Çin settin dinden sonra dünyanın en uzun surları, uzunluğu
3.500 metre ,şehir hareketli ve kalabalık, trafik yoğun, seyyar satıcılar, bolca cartlak kebapçıları
yani ciğer kebabı satan tezgah ve lokantalar. Ana cadde üzerinde yürüyerek Ulu camiye varıyorum
camiyi gezdikten sonra cami önündeki alanda çay molası verdim.
Otele dönüp odaya çıkıyorum, çantadan gerekli eşyaları çıkartıp tamda duşa girerken 4 el silah sesi,
hemen terasa çıktım, terasta sonradan öğretmen olduğunu öğrendiğim biri daha beraber dağ kapı
tarafına baktık insanlar koşuşturuyor, polisler, ambulans, panzer, yani ortalık karıştı biz olay yerini
göremiyoruz sadece kavşak gözüküyor yolu panzer kapattı, tabi ki bir meraktır sardı; dağ kapının
orada bir panzer ve çevik kuvvet vardı acaba diye insanın aklından geçiyor.

Terastaki yan oda kalan hocayla tanıştık, öğretmen evi yetersiz olunca bu otelle anlaşmışlar iki kişi
kalıyorlar, böyle olaylar ara sıra oluyormuş ya kan davası yada seyyar satıcılar kavgasıdır dedi,
aklına polise saldırı gelmiyormuş.
Duş alıp hemen lobiye indim bir çay söyledim,çayı getiren arkadaşa sordum gayet sakin '' ağabeynin birini
vurdular dedi '' neden niçin diye sormadım. Çayı içip dışarı çıktım ortalık sakin, caddenin sağında
solunda kebapçılar birini gözüme kestirip oturdum bir porsiyon cartlak kebabı söyledim, kebap geldi
sanki iki kişilik garsona sordum bir porsiyonmuş afiyetle yedim.
Otele dönüp odaya çıktım bir nescafe hazırlayıp kendimi terasa attım, teras serin. Akşam üzeri
tanıştığım hocanın yanında 3-4 kişi daha onlarda öğretmen, hepsi genç askerlik süresini öğretmenlik
yaparak tamamlıyorlar, bazıları bu otelde kalıyormuş. Tanıştıktan sonra başladık sohbete, onlar bana
ben onlara soruyorum hepsinin ilginç tespitleri hikayeleri var, hele bir Antalyalı var ki kendisi bir köyde
görevli köyün tamamı ağaya aitmiş okul bile, bunları birde tatlı bir dille anlatıyor ki dinlemesi harika,
köye ağanın marabaları bakıyormuş yani köy halkı, ağanın birde güzel bir evi varmış hoca bir gün
sormuş ''peki ağa nerede'' diye, ağa köye sene bir veya iki kere gelirmiş, hocanın anlattığı birde güzel
bir çeşme varmış sadece ağa köye geldiğinde suyunu akıtırlarmış.
Gece hocalarla sohbetle devam etti.


7.gün 29 Eylül Cumartesi

Sabah erken uyandım 07:00 gibi, kahvaltı falan derken saat oldu 08:30, bugün direkt Siirt, dönüşte
Batman ve Hasan Keyf, dolmuş saat 10:00'da kalkacakmış hesap da erken yol alalım dedik ama olmadı.
Siirt'e Batman üzeri öğlen saat 12:30 gibi varıyorum. Siirt fazla yüksek olmayan tepenin üzerindeki
Düzlük de kurulu, girişte yüksek bir Atatürk heykeli sizi karşılıyor, sağ ve solda iki ana cadde ,caddeyi
gezip ara sokakta ki çarşısına giriyorum tipik Anadolu çarşısı,yani toptancılar,basmacılar,tamirciler
falan, gözüme daha yeni gelmiş bir tencere haşlanmış yumurta takılıyor, lavaş ekmek arasına iki tane
koydu, birde büyük bardak çay, afiyetle yedim, satıcıda şeker gibi adamdı.
Siirt'den saat 14:30 civarı Batman dolmuşuna biniyorum. Şimdi ki hedefim Ilısu barajının tamamlanması
sonucu baraj gölünün altında kalacak olan HASANKEYF,bu yerleşim yeri yaklaşık 1300-1400 yıllık.
Batman yolu üzerinde Raman dağının hemen yanından geçiyorsunuz,dağın tepesinde petrol kuyularını
gözükmekte hani şu kafası aşagı yukarı çalışan makine'lar.
Batman'dan Hasan Keyf dolmuşuna bindim, yolda petrol kuyularını daha yakından görebiliyorsunuz,
birbirlerinden az mesafe uzaklıkta, buradan çıkartılan ham petrol dinlendirildikten sonra Batmanın
içindeki oldukça büyük Tüpraş tesislerinde işlenmekte, tabi ki bu tesisler Batmanı il yapacak kadar
büyütmüş ve geliştirmiş.
Dicle'nin kenarından Hasan Keyf'e yaklaştıkca yüksek kayalara oyulmuş şehir kalıntıları harika bir
görüntü vermekte. Dicle nehri üzerindeki köprüyü geçerek Hasan Keyfin içinde inip kayalıklara doğru
tırmanmaya başlıyorum,yükseldikçe Dicle nehri manzarası daha da güzelleşiyor,şehir kalıntıları içinde
saraylar,camiler,sarnıçlar, şehrin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemekte, araştırmalarda Bizanslıların
buraya yerleştikleri,sonrasında Müslümanların burayı ikinci halife HZ. Ömer döneminde M.S. 638 yılında
fetih ettikleri bilinmekte. Dicle nehri üzerindeki tarihi köprünün önemli özelliklerinden biri de orta ayakları
üzerinde yer alan ve on iki burcu simgelediği tahmin edilen figürlerdir. Bir ikisi dışında tahrip olmuş ve
şekil olarak ne ifade ettikleri anlaşılmaz hale gelmiştir. Köprünün ne zaman yıkıldığı da bilinmemektedir.
Hasan Keyf'in bu görünümü Kapadokya'daki Göreme açık hava müzesini andırmakta.
Batman'a dönüp son dolmuşla Diyarbakır'a doğru yola çıkıyorum. Bugünkü geziden müthiş zevk aldım,
özellikle Hasan Keyf'den, yalnız Şırnak' a gidemedim, inşallah seneye Doğu Anadolu turu ile beraber
Şırnak ve Hakkari' yede giderim.
Yarın Bingöl, Tunceli ve Elazığ'ı.

8.gün 30 Eylül Pazar

Sabah Bingöl'e doğru yola çıktım. İç Anadolu'ya doğru yaklaştıkça hava serinledi ve boy, boy kavak
ağaçları belirdi.
Diyarbakır Bingöl arası yaklaşık iki saat, şimdiye kadar hiç bir yolda bu kadar yol karakolunda
durdurulmadık. Bu yol arasında tam dört tane yol karakolu vardı. Kimlikler toplanıp içeride bilgisayardan
kontrol yapıyorlar, tahminim şehre gelen yabancıları kayıt ediyorlar. Bingöl Genç ilçesinde içeriye
çağırıldım, ilk defa bu kadar kapsamlı soru sordular, nereden geldin, ne kadar kalacaksın, mesleğin ne
gibi sorular, zaten Hasan Keyf'de sohbet ettiğim, Erzurum'da okuyan gençler Erzurum'a giderken bu yolu
kullanmadıklarını söylemişlerdi nedeni ise çok zaman kaybetmeleri imiş. Gerçekten iki saatlik yol daha
uzun bir zaman aldı. Bingöl'e vardık, şehir sakin ve kendi halinde, ufak bir caddesi var biraz dolaşıp
meydandaki cami kenarında mola verdim. Satıcı ve boyacı çocuklarla hoş da bir sohbet ettik.
Tunceli'ye varmak için dolmuşa binip Bingöl'den ayrılıyorum. Yol dağlık, kıvrıla, kıvrıla Munzur çayı
eşliğinde Tunceli'ye varıyorsunuz. Tam Tunceli sınırında yine içeri çağırıldık ve yine aynı sorular,bu
yolda da üç tane karakol geçtik.
Saat 15:00, Tunceli' deyim. Dağlar arasında Munzur vadisinin yamacında kurulu, içinden Munzur çayı
geçmekte. Günlerden pazar olduğu için şehir sakin, caddeleri ve sokakları gezdikten sonra yemek yiyip
çay içmek için bir yer buldum, şunu söyleyebilirim, şimdiye kadar keyifle çay içtiğim yerlerden biri.
Yamaçta, hem Tunceli'yi, hem de vadiyi, hem de vadiden akan Munzur çayı yüksekten görebiliyorsunuz.
Burada yaklaşık 1,5 sat oturduktan sonra Elazığ'a gitmek için dolmuşa bindim.
Tunceli görülmesi gereken illerden,çok şirin bir il, aslında Tunceli'de gezilmesi gereken biride Munzur
vadisi,ne varki oraya bir tam gün gerekiyor, umarım bir gün bu vadiyi gezmek kısmet olur.
Keban baraj gölünün kenarından Elazığ'a doğru yaklaşıyoruz, hava karardı, şehrin ışıkları uzaktan
görünmeye başladı. Merkezde inip ucuz bir otel ayarladıktan sonra şehri gezmeye başlıyorum, Elazığ'ı
büyük ,kalabalık,düzenli,havada bayağı serin,Güneydoğunun sıcağından sonra bu serinlik iyi geldi.
Yorgunluk çayı içerken aklıma takılan Tunceli'de bir gece kalmaktı ama bu bütçe ile bunu yapmak
mümkün olmadı.

9.gün 01 Ekim Pazartesi

Sabah eski Elazığ'a yani Harput'a çıktım. Burdaki kaleyi, köyü gezip şehri üstten gördükten sonra Keban
barajını gezmek için dolmuşlara binip Keban ilçesine geldim. Burada da Amerika'daki olaydan sonra
yayınlanan genelge nedeni ile güvenlik gerekçesiyle barajı gezmek yasaklanmış, biraz ısrar işe yaramadı.
Malatya Elazığ'ı arası 1,5 saat, yolda kayısı ağaçları size eşlik ediyor. Malatya'da kalabalık, temiz,zengin
ve büyük. Şehri gezip, çay içip ve kayısı yedikten sonra belediye otobüsü ile eski Malatya'ya gidip
orayı görüp Malatya'dan ayrılıyorum. Buradan Adıyaman'a doğru yola koyuldum, yol bayağı virajlı ve
dağlık,saat 17:30 gibi,ayda dolunay, yolculuk zevkli geçti. Saat 20:00,Adıyaman'dayım, gece gözüyle
şehri gezip bir otele yerleşiyorum.


Sayfanın  devamı  >>>>>>>>>>>>>>>

 

 misafir defteri

 Ziyaretçi Defterine Yaz               Ziyaretçi Defterini Oku

 

DİĞER  GEZİLER

 

Mail  :  necmi@necmitoraman.com