Toros Expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu
gezisi günlüğü
23 Eylül 2001 / 05 Ekim 2001
İstanbul-Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır-Batman-Siirt
Bingöl-Tunceli-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Kahramanmaraş-Gaziantep-İstanbul
4.gün 26 Eylül Çarşamba
Otogardan Akçakale dolmuşuna bindim, Harran 45
km., önce dünyanın ilk üniversitesi olan Harran
üniversite kalıntıları sonra Harran evleri,
evler bir burada birde Suriye'de bulunuyormuş,
kare taban
üzerine koni şeklinde toprak harcıdan ve
taşlardan yapılma, oda oda yan yana dizili yazın
serin kışın
sıcak, evler tamamen koruma altında bir kaç aile
dışında tamamen boşaltılmış.
Harran bölgenin açık hava müzesi olmaya aday,
çevre köylerde Harran'a 10-15 km. uzaktaki
alanlarda bir çok kalıntı var, bu kalıntıları
bölgeye dahil ettiklerinde geniş bir gezi alanı
ortaya çıkacak.
Köyün hemen ortasında küçük bir tepe üzerinde
Harran kalesi, kale yarı harap durumda ama
yinede
ihtişamı hissetmek mümkün.
Kalede Halil'le tanışıyorum, Halil 1976 doğumlu,
oldukça sıcak ve samimi, Arapça bildiğinden bir
süre
İstanbul Heybeli Ada' da bir büfede çalışmış,
burada amcasının oğluna yardım ediyor,
söyledikleri
'' burada iş olanağı yok evlenmek ev kurmak
sorun, zamanımız boşa geçiyor. '' biz konuşurken
öğlen
yemeği geldi tabi ki misafiriz, kıymasız
yumurtalı çiğköfte ve yanında karpuz,'' neden
kıymasız '' diye
sordum söylediği çiğköfte için yeni kesilmiş
taze et gerekirmiş. Harran ovasından konuşurken
Halil
şunları söyledi '' ağabey barajdan önce burada
su bulmak sorundu, kuyu vurmaya para lazım
acarsın az su
çıkar veya çıkmaz belki kurur,baraj bu ovaya
hayat verdi. '' Gerçekten Harran'a gelirken
ovaya yayılmış
damarlar gibi görebiliyorsunuz ve ben buradan
dönüp Atatürk barajında gezmeyi düşünüyorum.
Harran'la ve Hallil' le vedalaştıktan sonra
otostopla Harran'dan ayrılıyorum.
Beni arabasına alan aşiretmiş, Harran'daki
benzin istasyonu onun ve pamuk tarlaları
varmış,yani amcam
sağlam, klimayı açtı birde kaset koydu sigara
ikram etti, yolda ekonomiden, siyasetten,
bölgeden
konuştuk. Otogara yakın inip baraja gitmek için
Adıyaman dolmuşuna bindim, yol yaklaşık 60-70
km.
Barajın seyir yerine vardım, Türkiye
Cumhuriyeti'nin en büyük projesi olan GAP.
projesi kapsamındaki
baraj gerçekten görkemli, zaten Fırat' da böyle
bir dizgin yakışırdı. Amerikadaki saldırıdan
sonra barajın
göl kısmını gezi için kapatmışlar, sadece suyun
bırakıldığı tirübünlerin yeri görebiliyorsunuz.
Saat 17:00 civarı, dönüşü üç otostopla Urfa'ya
vardım,duş alıp çay içmek için otelin
karşısındaki çay
bahçesine gittim. Yarın bütün gün Urfa' dayım
çarşılarını,camilerini,eski Urfa' yı,hanlarını
detaylı şekilde
gezeceğim. Şunu eklemek her halde yanlış olmaz,
Urfa Güney Doğunun turizm merkezi olmaya aday.
5.gün 27 Eylül Perşembe
Sabah bal ve kaymaktan oluşan kahvaltıyı
yaptıktan sonra öğlen sıcağı bastırmadan kaleye
çıkmak
için yola koyuldum, kale Balıklı Gölün hemen
yukarısı, zaten anlatılan Nemrut HZ. İbrahim'i
bu kaleden
mancınık' la bugünkü Balıklı Göl' ün olduğu yere
yani ateşe atmış, tabi ki ateş suya odunlarda
balığa
dönüşmüş ve bugünkü gölü oluşturmuş.
Kaleye iki giriş var biri kapalı bir tünel 172
basamaktan oluşmakta, diğeri açıktan çıkılan bir
yol.
Sabah, sabah bu merdivenler neredeyse bütün
enerjimi aldı, neyse ki kalenin manzarası bütün
yorgunluğumu unutturdu. Kalede iki sütun var
yüksekliği 17,25cm. kendimi bir tanesinin
gölgesine
attım. Bütün Urfa ayaklarınızın altında,
özellikle Balıklı Göl ve Rızvaniy'e cami çevresi
çok güzel
bir görüntü vermekte, yaklaşık bir saat kadar
oturdum.
Kaleden inip eski Urfa sokaklarını gezmeye
başladım,daracık yokuş yukarı yokuş aşağı
sokaklar,
arada çok güzel taş evlere rastlamak mümkün.
Çarşıya giriyorum, rast gele dolaşmaya başladım,
çarşı renkli, hareketli, ilginç,insanı
etkileyecek
bir çok görüntü var. Hemen söyleyebileceklerim
tütün satan küçük bir dükkan, adam bağdaş kurmuş
dükkan 4 veya 5 metrekare, küçük bir terazi ,
köşede duvar dibinde öbek, öbek tütünler, sanki
küçük
bir çocuğun oyun odası gibi, kuzu
postçuları,kesip biçip dikiyorlar, rengarenk
basma elbiseler, bakır
tepsiler, tencereler,cezveler satan
dükkanlar,çeşit çeşit baharatçı dükkanları ve
bolca kebapcılar,
özellikle patlıcanlı kebap, birde sıcak, sıcak
satılan lahmacunlar,tabi ki iki tanesi hemen
mideye indirdim.
Kuş pazarını sorup hemen oraya doğru
yöneliyorum, kesinlikle görülecek yerlerden,
çeşit, çeşit
güvercinler insana o kadar sıcak geliyor ki
elinize alıp sevip okşuyorsunuz, fiyatları beş
ile kırk
milyon arası değişiyormuş, bir dükkanda
pazarlığa denk geliyorsunuz, satıcı 35 demekte
alıcı
ise 30 milyonda diretiyor, sonuç ne oldu
bilmiyorum.
Gümrük hanı bulup giriyorum, eskiden ticaretin
yapıldığı tarihi bir han şuan halı, kilim ve
kuyumcular
çoğunlukta, hanın güzel bir meydanı var,
meydanda bir kaç saat tamircisi, tespih satıcısı
ve
kürsülere oturmuş çoğunlukla domino ve dama
oynayan yaşları 50 üzeri insanlar,bende hemen
bir
kürsü bulup oturuyorum, kürsü X işareti şeklinde
tahtadan yere yakın tabureler oturması güç
kalkması
güç belki bana öyle geldi ama rahat. Hemen bir
çay söyledim, bu arada gözüme takılan garsonun
oyun oynayanlara dağıttığı mırra ilişti, tek bir
fincanla herkese bir yudum dağıtmakta,bende
garsonu
çağırıp istedim bana sorduğu kaç yudum olsun,
meğer yudumla satılıyormuş, iki yudum söyledim;
mırra acı yapılan bir kahve yani şekersiz
nescafe tadında, garsonun söylediği bu kahvenin
tohumu
başkaymış yani bu tohum acı oluyormuş, mırra 2-3
yudumdan sonra bitti.
Çarşıdan hediyelik isot alıp otele dönüyorum,
uyuya kalmışım kalkıp duş alıp son kez Balıklı
Göle
gidip çay içiyorum, yarın Urfa'dan ayrılıyorum.
Sayfanın devamı >>>>>>>>>>>>>>>
![]()
x00x
