Kenya Tanzanya Uganda Ruanda Malavi Mozambik SwazilandGüney Afrika

 

Tanzanya - Kenya - Uganda - Ruanda - Malavi - Mozambik - Swaziland - GüneyAfrika

Uçak Gidiş - Karadan Gezi - Uçak  Dönüş   26 ocak / 18 mart 2006

 

Tanzanya (Dar es Salaam-Zanzibar-Moshi-Arusha-Safari- Serengeti-Ngorongoro-Mwanza-Mbeya)- Kenya ( Nairobi)- Uganda(Kampala-Kabale)-

Ruanda (Kigali) Malavi ( Karonga-Mzuzu-Lilongwe-Cape Maclear-Blantyre) Mozambik (Tete-Beira-Vilanculos-İnhambane-Maputo ) - Swaziland

 (Manzini)Güney Afrika (St. lucia-Durban-Cap Town- Johannesburg )-İstanbul

 

1. GÜN: 26 OCAK 2006 PERŞEMBE ( İSTANBUL-DAR ES SALAAM)

 

İstanbuldaki yoğun kar yağışı nedeniyle uçak gecikmeli kalktı.

Önce Dubai sonra Kenya'nın başkenti Nairobi'ye inip,aktarma beklemeler dahil toplam 19 / 20 saat süren bir yolculuk

sonrası Tanzanya'nın başkenti Dar' a indik.

 

Para bozdurup kendimi dışarı atıp bir sigara yaktım. Hava 30 derece ve nemli. Taksiciler,ayakçılar etrafımı sardı,biri gidiyor

biri geliyor ve hiç biri sorduğum soruya cevap vermiyor. mini markete çıkışı sorup bir anayol kenarına geldim.Gideceğim yönü

sorup minibüs beklemeye koyuldum. Külüstür bir minibüse bindim.Mavine haritadan gideceğim yeri gösterdim.Sağa sola evirdi

cevirdi, bir şeyler sordu ve bana okey işareti yaptı.

 

Yüzler asık,pek gülen yok,garip garip bakıyorlar. Gitmek istediğim yer , saat kulesi civarı.Bir süre sonra beni kalabalık bir pazar

yerinde indirdi.Bir kaç kişiye sorarak doğru yönü bulmaya çalıştım.Pek takan ve tarif eden yok.Benzin istasyonundaki bir adama

sordum. Adam az buçuk bir şeyler geveledi. Doğru yönde olduğumu anlayıp yürümeye başladım.Banka önlerinde nöbet tutan

tüfekli bir görevliye daha sordum.Adam tam tarif etti. Doğru yöndeyim.

 

Saat kulesi şehrin eski kısmı.Bir tane otel gözüme kestirdim ve girdim.Eski biraz büyük bir bina.Fiyat sordum kadın 10 dolar dedi.

indirim mindirm dedim.Kadın oralı değil.Hava sıcak ve yorgunum başka otel bakamam.Aldım odayı.Banyolu fanlı bir oda.

Pasaportu deftere kayıt ederken bir göz gezdirdim. Otelde kalan 1 İsveçli var.Gerisi,Kongo,Zaire,Uganda ve Kenyalı,yani fazla

yabancı beyaz yok.

 

Duş ve kısa bir dinlenmeden sonra,Gelmeden önce çok merak ettiğim ada Zanzibara feribot bileti almak  için dışarı çıktım.

Resepsiyondaki bayan çık sağa dön,yine sağa dön karşına gelecek demişti.

Sahil, liman boyu bilet gişeleri ile dolu. En ucu azize feribotunun gişesini bulmak için dolanırken bir çok ayakçı önümü kesti. Bir

tanesinin elinde tüm şirketlerin fiyat listesi var. Gerçekten en ucuzu azize. 20 dolar yazıyor. Daha fazla ayakçılara maruz kalmamak

için hızlı hızlı bakırken azize gişesini geçmişim. Peşime takılan adamla gişeye geldik.Gişe demeye bin şahit lazım,küçük tahta bir baraka

Ama üzerinde kocaman yazıyor. Yani bize bilet kesip verecek, ama ne olur ne olunmaz yarın belli olur.

Neyse içeri girdim.Cocuk pasaport bilgilerini  yazarken , dışarıda beni getiren adamla başka bir adam hararetli hararetli konuşmaya,

sonra tartışmaya ve sonrada itişmeye başladılar.Araya başkaları girdide biraz sakinleşdiler. Bileti hazırlayanda hızla işlemleri halledip

benden parayı isteyip duruyor. Ben bu arada bileti kontrol edip, adamların durumundan bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Parayı verdik

bileti aldık. Yarın feribot yoksa, adaya yüzerek giderim.

 

Aynı cadde üzerinden yürüyerek şehrin lüx oteller ve mağazaların olduğu bölgeye geldim.Şehir çok gelişmemiş ve pek düzenli değil.

Üzerimde gerginlik ve ürkeklik var.Daha alışamadım.

 

Artık " MZUNGU" olduk. Afrikalının beyaz adama taktığı isim. Bol bol " jambo mzungu" lafını duyacak mıyım bakalım.

Sanırım dolmuş muavini ile yolcusu,  sille tokat minibüs önünde kavga ediyorlar.

Evet biraz soğuk ve ters gibiler, veya bana şimdilik böyle geliyor.

Şehri turlayıp otele dönmeye başladım. Akşam yemek tezgahları kurulmak üzere. Karanlığa kalmamak için otele hızlı adımlarla

dönmeye başladım.Bir alışveriş merkezi gibi yerden su,bisküvi ve bira alıp otele döndüm.

Otelin giriş kısmında bir çok Afrikalı yük balyalarının yanında üstünde oturmuş muhabbet ediyorlar. Bu otel her halde mal getiren

götüren Afrikalıların gecelediği bir yer.

 

2. GÜN: 27 OCAK 2006 CUMA  ( ZANZİBAR)

 

Balık istifi 6 saat lik yolculuktan sonra güneş batışı ile Zanzibar adasına vardım.

 

Sabah feribot öncesi şehri biraz turladım. Eski şehir bölümü 2 / 3 katlı eski dökük yapılarla dolu. Yer yer büyük bina inşaatları

göze çarpıyor. Bir başkent havası yok aslında. Köşe başlarında öbek öbek gençler boş boş oturuyorlar. Bellik'i işsizlik fazla.

Tanzanya Hıristiyan, Müslüman ve sanırım azda olsa Hindu karışımı  bir nüfusa sahip.

Şehirde Arap ve Hint kültürü hakim gibi.

Saat  10:30 gibi bilet gişesinin oraya geldim. Gişedeki adam bir çocuğun peşine takıp beni iskeleye gönderdi.Herhalde en son ben geldim.

Millet gelmiş binmiş ve bir o kadar da, sıra var. Feribotun görünüşü Allahlık. Derme çatma bir demir yığını gibi. Hiç güven vermiyor.

Feribotun içi ana baba  günü. Üst katta bir köşeye sıkıştım.Değil koltuklar,yerler bile tıka basa dolu,adım atacak yer yok.

 

Feribottan inip beni  ilk karşılayan   taksici ve otel ayakçılarını atlatarak hızlı hızlı pasaport damgalatma gişesine geldim.

Zanzibar Tanzanya'ya bağlı, ama kendi içinde özerk  miş.

Gişedeki kadına bir yandan da şehrin eski kesiminin  ne taraf falan sorarken, yanımdaki orta yaşlı adam hoş geldin beş geldin dedikten

sonra bana bir kart verip bu otel iyi deyip yanımdan ayrıldı.

Yazarken bile gülüyorum......

 

Adam köşede beni yakaladı, bende o tarafa gidiyorum,gel sana yolu göstereyim dedi.Yol boyunca adama herkes selam veriyor.

" O Simba" falan gibi laflar. Adamın ismi Simbaymış.

Ulan profesyonel adammış , nasıl yedirdi. Bende kuzu kuzu peşine takıldım. Adam adanın en büyük simsarı.

 İllaki onun dediği otel olacak değil  ya,hele gidelim bir sonra bakarım çaresine.

Labirent gibi sokak aralarından bir otele geldik. Otel dolu, Simba bozuldu. Buraya gelirken gözüme oteller kestirmiştim.

Simbaya teşekkür edip ayrıldım. Ama Simba peşimde. Benle beraber Abdullah otele  girdi. Otele girerken bir  hamle yapıp önce

ben girdim. Resepsiyondaki başı kapalı  kız gecelik 10 dolar dedi.  Acaba Simba dahil mi ?.

Odayı alıp yukarı çıktım. Çantayı bırakıp indiğimde Simbayı  hala orada otururken buldum. Selam verip dışarı çıktım.

Ada akşam karanlığında bile çok şirin gözüküyor. Bu adayı çok merak ediyordum. Ara sokaklarda fazla uzağa gitmeden ve otelin

yerini  belledik den sonra kısa bir gezinti yayıp odaya döndüm. Tam tişörtleri yıkayıp yatağa uzandım, kapı çaldı. Kimsin dedim,

ben Simba dedi. Açtım kapıyı. Simba karşımda. Hayrola Simba, ne oldu ?. Yemek yedin mi, ne yedin,yarın ne yapacaksın gibi sorular.

Yav Simba adayı birlikte gezecek değiliz...

 

3. GÜN: 28 OCAK 2006 CUMARTESİ  ( ZANZİBAR)

 

Otelin verdiği kahvaltıyı yapıp dışarı çıktım.

Kapıdan çıktıktan sonra kendimi dar ve bir o kadarda şirin olan sokaklara saldım. Plansız,gelişi güzel nereye çıktığı belli olmayan ,

yaklaşık 3 metre genişliğinde sokaklar. Yapıların her halinden çok eski tarihli oldukları belli, özellikle bazı evlerin kapıları harika bir

el işçiliği ile yapılmış.

 

Ara sıra " Jambo " kelimesi ile selamlanıyorum, yani  merhaba. Pazar yeri kalabalık ve renkli.Adada Arap -  Hint kültürü hakim.

19 yüzyılda Arap yarım adasından buraya yoğun baharat ticareti yapılırmış.Onun etkisi adada görülüyor.

 

Üzerimde yorgunluk var.Henüz daha alışamadım; sıcağın etkisi var sanırım.

Ara sokakları ve çarşıyı gezip sahile geldim. Geldiğim yer eski bir Arap kalesin yanı.Turistik eşya satan dükkanlar ve güzel

küçük kafeler var. Deniz kenarında bir kafeye oturup,sahilde yüzen kara çocukları, dalgaların sesi eşliğinde uzunca süre izledim.

 

Adanın kuzeyinde ve güneyinde bir çok sahil kasabası var.Bunlardan en yakın olan Bububu sahiline gitmek için pazar yerinden

dolmuşa bindim.

 

Adada " Freddy Mercury " adında bir restoran var. Bu restoran Freddy Mercury'nin yakın akrabasına aitmiş ve ünlü müzisyen bu ada

doğumlu. Bububu dolmuşu için  buradan geçerken bir minibüsten Türkçe konuşarak bir gurup indi. Merhabalaştık.Gezmeye gelmişler.

Dolmuşa binmeden önce feribot iskelesine uğrayıp,dönüş için saatlere baktım. Gündüz sabah 10 :00 da  ve akşam üzeri 16:00 da

hızlı feribot var. Bunlar pahali 35 dolar.Azizenin akşam var,yani gece yolculuk,Vallahi gece vakti Dar'a inmek istemem. iki saatlik

hızlı feribotla başkente ulaşıp hemen Moshi'ye geçmek daha mantıklı gibi. Bakalım.....

 

Bububu sahilinde  bir yere fiyat sordum.Yer köyün içinde sahile yakın bir yer.Fiyat 35 dolar.Bu internette baktığım  yer,

ama pek içime sinmedi.

Döndüm feribot iskelesine.Salı gününe bilet alayım dedim. Sabah onda olan firmanın  gişesi kapatmış. Diğerinde salı günü yok.

Yarın Kuzey sahiline giderken bakarım.

Gişe önünde bir çok ayakçı peşimde . Yani zaten gişeler net okunuyor ve direk gidip alınabiliyor. Neden boşuna gevezelik edip

rahatsız ederler  anlamadım,  çözemedim.

 

Ada keyifli bir ada. Kendini sevdiriyor. Zaten bir yerde okumuştum. Dünyanın 10 adası arasında Zanzibarda vardı.

Dünya mirası koruma kapsamında.

Otele dönüp, akşam serinliğine kadar dinlendim.

 

Sahile inip,güneş batışı izlemek için sahilde bir köşeye oturdum.Parkın hemen ön tarafında,deniz kenarında akşam büfesi bir çok

ayak üstü balık ızgaracılarda hazırlıklarını yapıyor.Güneş okyanusa gömülünce bende balık tezgahlarının oraya geçtim.

Çeşit çeşit balık var. Ne olduklarını bilmiyorum. Bir şiş tuna balığı , peşinden karides yedim. Çok hoş bir ortam var.

 

Dar, labirent gibi  sokakları ile, ada bana Hindistan Varanasi şehrini hatırlattı.

 

4. GÜN: 29 OCAK 2006 pazar ( ZANZİBAR / NUNGWİ SAHİLİ)

 

Sabah  erkenden feribot iskelesine koşturdum.Salı günü için bilet almaya.

Adama tarihi söyledim olmaz dedi !!!. Aynı güne bilet satıyoruz.1 gün önce 2 önce satışımız yok. Peki , aynı gün geliriz.

Minibüslerin kalktığı pazar yerine döndüm. Arkası tahta oturaklı üstü tente ile kapalı kamyonet / minibüs karışımı araca bindim.

Tıka basa, 1 ,5 saatlik yolculuktan sonra Nungwi köyünde indim. Peşime bir siyah takıldı.Yanımda geliyor.Ara sıra durup arayı acıyorum.

Ama nafile,bekliyor beni.Köyün içinden geçerek otellerin bulunduğu sahile geldik.Sırf fiyat öğrenmek için siyah adamın götürdüğü

otele gittik. Otel dolu. Hızlı adımlarla onu geride bırakıp,bungolow tarzı bir yere fiyat sordum. 35 dolar dedi. Benim günlük bütçe

zaten 25 dolar.

Başka bir yere girdim dolu.Sıcak bir yandan,yorgun ter; bunalmaya başladım. Tekrar bir yere sordum 25 dolar dedi

Duşu ve tuvaleti dışarıda ucuz bir yer olabilirimi diye sordum. 15 000 bin Tanzanya şilini olur dedi. Takribi 13 dolar yapıyor.Tamam dedim

ver odayı. Havluyu alıp sahile indim.Kumsal boyunca yürüyüp, bir yere havluyu serdim. Hint okyanusunun serin sularına daldım.

Sahil ve deniz çok güzel. Eminim bu adanın diğer sahilleri de harikadır.

 

Öğleden sonra gel-git ler oluşmaya başladı. Havluyu katlayıp kaldırdım ve kendimi sahile vuran dalgalara bıraktım. Bir süre sonra

deniz sahilin nerdeyse tamamını yuttu.

 

İlk günler bu rota  nasıl biter diye zihnimi zorlamıştım. Afrika zorlu geçecek ( yatak, yemek ,  yol ), beni zorlayacak gibi geliyordu.

Rotam yukarı doğru,yani Kuzeye çıkıp Mısırdan Ürdün Sureyi üzeri İstanbul'a varmak.Ama İstanbul da uğradığım Ürdün, sınırları

kapatmış vize vermiyoruz demişti. Zihnimde oluşan diğer rota Güneye doğru inmek ve Güney Afrika Cap Town da bitirmek.

 

Gel - git dalgalarını izlerken,benimde zihnimde gel-git ler devam ediyor. Kenya'da ne tarafa gideceğimi netleştirmem gerekir.

Ayırdığım tüm bütçe 3.500 dolar

 

Gün batımına kadar köyü gezip fotoğraf çektim. Köy çok hoş, kara minik  minik çocuklar koşturup duruyor.

Otelin  deniz üzerine kurulu kafesine gelip serin okyanus rüzgarı eşliğinde güneşin batışını izledim.

 

Afrika kıtasını duyunca insanın aklında oluşan çağrışımlar; yıllarca beyaz adam tarafından sömürülen( hala devam ediyor ), fakirliğin ve

açlığın zaman zaman hat safhaya ulaştığı, Hiv mikrobunun dünyaya bu katıdan yayıldığı, geniş savanlarında,ormanlarında binlerce vahşi

hayvanın yaşadığı,ilkel kabilelerin yaşam sürdüğü ve zaman zaman birbirlerini  katlettiği ( Beyaz adamın kışkırtması ile,1995 Ruanda gerçeği )

insanlığı yüz karası köle ticaretine maruz kalmış siyah insanları.

 

5. GÜN: 30 OCAK 2006 pazartesi ( ZANZİBAR / NUNGWİ SAHİLİ)

 

Vücudumun belden aşağısında kırmızı kırmızı küçük şişlikler oluşmuş. Bitlendik mi,bir şey mi dokundu anlamadım.

 

Geç kalktım. Kahvaltıyı yapıp plaj boyu yürüyüş yaptım.Bol bol fotoğraf çektim. Fotoğraf karesi alırken çekiniyorum.Dün köyde çocuklar bile

" no, no" diye itiraz ediyorlardı. Bol bol jambo ( merhaba )  kelimesini duymaktayım, ama mzungu kelimesi azaldı. İyice karardık artık, beni

 tam beyaz adam olarak görmüyorlar, bundan sanırım.

 

Deniz  geri çekilmiş,millet sahilde börtü böcek , kabuk topluyor,bunlara kargalarda dahil. Bu adayı ve sahili çok sevdim. Bir süre daha

kalabilmek isterdim.Ama daha rotanın başındayım.Yola koyulmalıyım.  Tekrar  buraya gelmeyi isterim ve keşke rotanın

sonu bu ada olsaydı.

 

Uzun yürüyüş yordu.Odada 1-2 saat dinlenip,tekrar sahile inip güneş batımına kadar denizin keyfini çıkardım.

Gece sık sık uyandım.Odanın kapısı direk dışarı, bahçeye bakıyor. Kapının kilidi pek temkinli değil.Masayı kapı arkasına çekip tedbir aldım.

Diğer kaldığım otellerde de içeriden ve dışarıdan kendi kilidimizi kullanacak aparat yoktu.Hindistan ve Uzak Doğuda bu sistem yaygındı.

Yarın erken kalkıp saat 10:00 daki hızlı feribota yetişeceğim.2 saatlik yolculuktan sonra dar'a ulaşıp Klimanjaro dağının bulunduğu Moshi ye

geçmeyi planlıyorum.

 

6. GÜN: 31 OCAK 2006 salı ( DAR ES SALAAM )

 

Köyden ayrılmak için,köyün dışından kalkan minibüs kalkış noktasına gittim. Bir tane hazır bekliyor. Mavine şoför yanı,ön tarafa 2 kişilik

fiyat vererek - 2 dolar -  oturdum.10 dk. sonra dolmuş hareket edip köyün deniz sahili bir yerine geldi.Sabah balıktan

dönen balıkçılar, yer yer balıklarını istif etmişler. Bol sinek ve koku. Bizim dolmuşun tepesine,kılıç balıkları,köpekbalığı yavruları ve bir sürü

ton balığı istiflediler.

 

Döndük aynı yere, meydana. Meydanda da, ha babam de babam derken,  gecikmeli olarak tam bir balık istifi hareket ettik.

Ben değil saat 10:00 da ki feribota,akşama belki yetişirim.  15 dk. bir durup, balık indirip yük alıp,yolcu indi bindi yapıyoruz.

Ama meşhur laf " Hakuna Matat"  aklıma geliyor. Beyaz adama söylenen laf - sorun yok - demek.

Saat 10:30 gibi iskeleye vardım. 13:00 deki hızlı feribota bilet alıp sahildeki eski kalenin oraya vakit geçirmeye gittim.

 

Tabi ki zaman satıcı ve taksicilerle boğuşarak geçiyor. Hele bir Tanzanya milli forması satan bir çocuk vardı ki, Almamakla sanki milli takıma

küfür etmiş oldum, yanımdan öyle bir tavırla ayrıldı.

 

Döndüm iskeleye. Sahildeki, feribot bekleme yerinde, derme çatma banklardan birine oturdum.Açıkta lüx bir yolcu gemisi demirli.

Bir süre sonra,2 minibüs geldi. İçinden görevli adamlar inip iskeleye masa sandalye tente kurdular.Soğuk sıcak içecek büfesi kurdular.

Biraz sonra ara ara minibüsler gelmeye başladı. Yaşları 80- 90 arası zar zor yürüyen yaşlılar inmeye başladı. Kurulan teşkilat bu lüx geminin

yolcuları içinmiş. Koruma görevlileri ve diğer görevliler itina ile yaşlılara ikram etmeye başladılar. Belkiide son yolculuk .

 

Uyumuşum. Serin ve sallantı uyutmuş. Geldim ilk kaldığım otele. Aldım odayı koydum çantayı. Doğru garaja. Ulan aynı bizim eski topkapı

garajı. 4kişi 4 yöne çekiştiriyorlar. Gitmiyorum,birine bakmaya geldim,geziyorum,yeni geldim. Dinleyen yok. Yanlışlıkla birine sorayım

dedim. Dört yana çekiştiriyorlar. Dört ayrı yönü gösteriyorlar. Durun dedim kendimi dışarı attım.

 

Kalabalığın arasında otogar görevlisi gözüme ilişti.  Sordum. Nah koca tabela. Ulan nasıl görmedim. Aldım bileti. Yarın sabah 09:30 da.

Saat kulesinin oraya geri geldim. Şehir merkezi kalabalık ve biraz karmaşa hakim. Şehrin ara sokaklarını,caddelerini turlayıp bir sokak

kafesinde mola verdim. Yani pek sıcak bir şehir değil. Açıkça; fakirlik ve eski sömürgeden çıkmış alt yapısı olmayan bir şehir.

 

Jim hill diye bir alışveriş merkezinden su ,meyve, bisküvi alıp, İstanbulla haberleşmek için  internet kafeye girdim.

Bir çıktım hava kararmış. Hiç sağa sola bakmadan doğru otele koştum.

 

7. GÜN: 01 ŞUBAT  2006 çarşamba  ( MOSHİ - KLİMANJARO DAĞI)

 

Otobüs iyi, otogara da rahat geldim.

Akşam üzeri 18:00 gibi moshi'ye vardık. Hava kapalı. Dağı sordum, gözükmüyor. Yarın sabah erken kalkarsan görebilirsin dediler.

Otogarın karşısında dağı gören bir odaya yerleştim.

 

Sabahtan beri vücudum yanıyor. Ateş gibiyim. Bazen soğuk soğuk terliyorum. Halsizlikte var. İyiye  alamet değil ?

Kaldığım otelin 3-4 bina  yanında , başka bir otelin terasına gidip bira söyledim.Bira markası "Klimanjaro".

Biraz sonra azda olsa dağın zirvesi gözüktü. Ama tamamı değil. Başım ağrımaya başladı. Otele dönüp bir ağrı kesici içip yatağa uzandım.

 

Gece saat 01:30 gibi uyandım. Acayip terlemişim. Yatak sırılsıklam olmuş ve üşüyorum. Üzerime tişört giyip tekrar yattım.

 

 

Devamı  için tıklayınız  >>>>

Ana Sayfa

Afrika Fotoğrafları