Kenya Tanzanya Uganda Ruanda Malavi Mozambik SwazilandGüney Afrika

 

DOĞU ve GÜNEY AFRİKA  (uçak gidiş - uçak  dönüş)

26 ocak / 18 mart 2006

Tanzanya (Dar es Salaam-Zanzibar-Moshi-Arusha-Safari-Serengeti-Ngorongoro-Mwanza-Mbeya)-

Kenya ( Nairobi)- Uganda(Kampala-Kabale)-Ruanda (Kigali) Malavi ( Karonga-Mzuzu-Lilongwe-Cape

Maclear-Blantyre) - Mozambik (Tete-Beira-Vilanculos-İnhambane-Maputo ) - Swaziland (Manzini)-

GüneyAfrika (St. lucia-Durban-Cap Town-Johannesburg )-İstanbul

 

1. GÜN: 26 OCAK 2006 PERŞEMBE ( İSTANBUL-DAR ES SALAAM)

 

İstanbuldaki yoğun kar yağışı nedeniyle uçak gecikmeli kalktı.

Önce Dubai sonra Kenya'nın başkenti Nairobi'ye inip,aktarma beklemeler dahil toplam 19 / 20 saat süren bir yolculuk

sonrası Tanzanya'nın başkenti Dar' a indik.

 

Para bozdurup kendimi dışarı atıp bir sigara yaktım. Hava 30 derece ve nemli. Taksiciler,ayakçılar etrafımı sardı,biri gidiyor

biri geliyor ve hiç biri sorduğum soruya cevap vermiyor. mini markete çıkışı sorup bir anayol kenarına geldim.Gideceğim yönü

sorup minibüs beklemeye koyuldum. Külüstür bir minibüse bindim.Mavine haritadan gideceğim yeri gösterdim.Sağa sola evirdi

cevirdi, bir şeyler sordu ve bana okey işareti yaptı.

 

Yüzler asık,pek gülen yok,garip garip bakıyorlar. Gitmek istediğim yer , saat kulesi civarı.Bir süre sonra beni kalabalık bir pazar

yerinde indirdi.Bir kaç kişiye sorarak doğru yönü bulmaya çalıştım.Pek takan ve tarif eden yok.Benzin istasyonundaki bir adama

sordum. Adam az buçuk bir şeyler geveledi. Doğru yönde olduğumu anlayıp yürümeye başladım.Banka önlerinde nöbet tutan

tüfekli bir görevliye daha sordum.Adam tam tarif etti. Doğru yöndeyim.

 

Saat kulesi şehrin eski kısmı.Bir tane otel gözüme kestirdim ve girdim.Eski biraz büyük bir bina.Fiyat sordum kadın 10 dolar dedi.

indirim mindirm dedim.Kadın oralı değil.Hava sıcak ve yorgunum başka otel bakamam.Aldım odayı.Banyolu fanlı bir oda.

Pasaportu deftere kayıt ederken bir göz gezdirdim. Otelde kalan 1 İsveçli var.Gerisi,Kongo,Zaire,Uganda ve Kenyalı,yani fazla

yabancı beyaz yok.

 

Duş ve kısa bir dinlenmeden sonra,Gelmeden önce çok merak ettiğim ada Zanzibara feribot bileti almak  için dışarı çıktım.

Resepsiyondaki bayan çık sağa dön,yine sağa dön karşına gelecek demişti.

Sahil, liman boyu bilet gişeleri ile dolu. En ucu azize feribotunun gişesini bulmak için dolanırken bir çok ayakçı önümü kesti. Bir

tanesinin elinde tüm şirketlerin fiyat listesi var.Gerçekten en ucuzu azize. 20 dolar yazıyor. Daha fazla ayakçılara maruz kalmamak

için hızlı hızlı bakırken azize gişesini geçmişim.Peşime takılan adamla gişeye geldik.Gişe demeye bin şahit lazım,küçük tahta bir baraka

Ama üzerinde kocaman yazıyor. Yani bize bilet kesip verecek, ama ne olur ne olunmaz yarın belli olur.

Neyse içeri girdim.Cocuk pasaport bilgilerini  yazarken , dışarıda beni getiren adamla başka bir adam hararetli hararetli konuşmaya,

sonra tartışmaya ve sonrada itişmeye başladılar.Araya başkaları girdide biraz sakinle diler. Bileti hazırlayanda hızla işlemleri halledip

benden parayı isteyip duruyor. Ben bu arada bileti kontrol edip, adamların durumundan bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Parayı verdik

bileti aldık. Yarın feribot yoksa, adaya yüzerek giderim.

 

Aynı cadde üzerinden yürüyerek şehrin lüx oteller ve mağazaların olduğu bölgeye geldim.Şehir çok gelişmiş ve pek düzenli değil.

Üzerimde gerginlik ve ürkeklik var.Daha alışamadım.

 

Artık " MZUNGU" olduk. Afrikalının beyaz adama taktığı isim. Bol bol " jambo mzungu" lafını duyacak mıyım bakalım.

Sanırım dolmuş muavini ile yolcusu,  sille tokat minibüs önünde kavga ediyorlar.

Evet biraz soğuk ve ters gibiler, veya bana şimdilik böyle geliyor.

Şehri turlayıp otele dönmeye başladım. Akşam yemek tezgahları kurulmak üzere. Karanlığa kalmamak için otele hızlı adımlarla

dönmeye başladım.Bir alışveriş merkezi gibi yerden su,bisküvi ve bira alıp otele döndüm.

Otelin giriş kısmında bir çok Afrikalı yük balyalarının yanında üstünde oturmuş muhabbet ediyorlar. Bu otel her halde mal getiren

götüren Afrikalıların gecelediği bir yer.

 

2. GÜN: 27 OCAK 2006 CUMA  ( ZANZİBAR)

 

Balık istifi 6 saat lik yolculuktan sonra güneş batışı ile Zanzibar adasına vardım.

 

Sabah feribot öncesi şehri biraz turladım. Eski şehir bölümü 2 / 3 katlı eski dökük yapılarla dolu. Yer yer büyük bina inşaatları

göze çarpıyor. Bir başkent havası yok aslında. Köşe başlarında öbek öbek gençler boş boş oturuyorlar. Bellik'i işsizlik fazla.

Tanzanya Hıristiyan,Müslüman ve sanırım azda olsa Hindu karışı bir nüfusa sahip.

Şehirde Arap ve Hint kültürü hakim gibi.

Saat  10:30 gibi bilet gişesinin oraya geldim. Gişedeki adam bir çocuğun peşine takıp beni iskeleye gönderdi.Herhalde en son ben geldim.

Millet gelmiş binmiş ve bir o kadar da, sıra var. Feribotun görünüşü Allahlık. Derme çatma bir demir yığını gibi. Hiç güven vermiyor.

Feribotun içi ana baba  günü. Üst katta bir köşeye sıkıştım.Değil koltuklar,yerler bile tıka basa dolu,adım atacak yer yok.

 

Feribottan inip beni  ilk karşılayan   taksici ve otel ayakçılarını atlatarak hızlı hızlı pasaport damgalatma gişesine geldim.

Zanzibar Tanzanya'ya bağlı, ama kendi içinde özerk bir miş.

Gişedeki kadına bir yandan da şehrin eski kesimi ne taraf falan sorarken, yanımdaki orta yaşlı adam hoş geldin beş geldin dedikten

sonra bana bir kart verip bu otel iyi deyip yanımdan ayrıldı.

Yazarken bile gülüyorum......

 

Adam köşede beni yakaladı, bende o tarafa gidiyorum,gel sana yolu göstereyim dedi.Yol boyunca adama herkes selam veriyor.

" O Simba" falan gibi laflar. Adamın ismi Simbaymış.

Ulan profesyonel adammış. Bende peşine takıldım. Adam adanın en büyük simsarı. İllaki onun dediği otel olacak değil ya,hele gidelim

bir sonra bakarım çaresine.

Labirent gibi sokak aralarından bir otele geldik. Otel dolu, Simba bozuldu. Buraya gelirken gözüme oteller kestirmiştim.

Simbaya teşekkür edip ayrıldım. Ama Simba peşimde. Benle beraber Abdullah otele  girdi. Otele girerken bir  hamle yapıp önce

ben girdim. Resepsiyondaki başı kapalı Müslüman kız gecelik 10 dolar dedi. Acaba Simba dahil mi ?.

Odayı alıp yukarı çıktım. Çantayı bırakıp indiğimde Simba hala orada otururken buldum. Selam verip dışarı çıktım.

Ada akşam karanlığında bile çok şirin gözüküyor. Bu adayı çok merak ediyordum. Ara sokaklarda fazla uzağa gitmeden ve otelin

yerini  belledik den sonra kısa bir gezinti yayıp odaya döndüm. Tam tişörtleri yıkayıp yatağa uzandım, kapı çaldı. Kimsin dedim,

ben Simba dedi. Açtım kapıyı. Simba karşımda. Hayrola Simba, ne oldu ?. Yemek yedin mi, ne yedin,yarın ne yapacaksın gibi sorular.

Yav Simba adayı birlikte gezecek değiliz...

 

3. GÜN: 28 OCAK 2006 CUMARTESİ  ( ZANZİBAR)

 

Otelin verdiği kahvaltıyı yapıp dışarı çıktım.

Kapıdan çıktıktan sonra kendimi dar ve bir o kadarda şirin olan sokaklara saldım. Plansız,gelişi güzel nereye çıktığı belli olmayan ,

yaklaşık 3 metre genişliğinde sokaklar. Yapıların her halinden çok eski tarihli oldukları belli, özellikle bazı evlerin kapıları harika bir

el işçiliği ile yapılmış.

 

Ara sıra " Jambo " kelimesi ile selamlanıyorum,yani  merhaba. Pazar yeri kalabalık ve renkli.Adada Arap -  Hint kültürü hakim.

19 yüzyılda Arap yarım adasından buraya yoğun baharat ticareti yapılırmış.Onun etkisi adada görülüyor.

 

Üzerimde yorgunluk var.Henüz daha alışamadım; sıcağın etkisi var sanırım.

Ara sokakları ve çarşıyı gezip sahile geldim. Geldiğim yer eski bir Arap kalesin yanı.Turistik eşya satan dükkanlar ve güzel

küçük kafeler var. Deniz kenarında bir kafeye oturup,sahilde yüzen kara cocukları dalgaların sesi eşliğinde uzunca süre izledim.

 

Adanın kuzeyinde ve güneyinde bir çok sahil kasabası var.Bunlardan en yakın olan Bububu sahiline gitmek için pazar yerinden

dolmuşa bindim.

 

Adada " Freddy Mercury " adında bir restoran var. Bu restoran Freddy Mercury'nin yakın akrabasına aitmiş ve ünlü müzisyen bu ada

doğumlu. Bububu dolmuşu için tam buradan geçerken bir minibüsten Türkçe konuşarak bir gurup indi. Merhabalaştık.Gezmeye gelmişler.

Dolmuşa binmeden önce feribot iskelesine uğrayıp,dönüş için saatlere baktım. Gündüz sabah 10 :00 da  ve akşam üzeri 16:00 da

hızlı feribot var. Bunlar pahali 35 dolar.Azizenin akşam var,yani gece yolculuk,Vallahi gece vakti Dar'a inmek istemem. iki saatlik

hızlı feribotla başkente ulaşıp hemen Moshi'ye geçmek daha mantıklı gibi. Bakalım.....

 

Bububu sahilinde  bir yere fiyat sordum.Yer köyün içinde sahile yakın bir yer.Fiyat 35 dolar.Bu internette baktığı yer,

ama pek içime sinmedi.

Döndüm feribot iskelesine.Salı gününe bilet alayım dedim. Sabah onda olan firmanın  gişesi kapatmış. Diğerinde salı günü yok.

Yarın Kuzey sahiline giderken bakarım.

Gişe önünde bir çok ayakçı peşimde dolaştı. Yani zaten gişeler net okunuyor ve direk gidip alınabiliyor. Neden boşuna gevezelik edip

rahatsız ederle anlamadım çözemedim.

 

Ada keyifli bir ada. Kendini sevdiriyor. Zaten bir yerde okumuştum. Dünyanın 10 adası arasında Zanzibarda vardı.

Dünya mirası koruma kapsamında.

Otele dönüp, akşam serinliğine kadar dinlendim.

 

Sahile inip,güneş batışı izlemek için sahilde bir köşeye oturdum.Parkın hemen ön tarafında,deniz kenarında akşam büfesi bir çok

ayak üstü balık ızgaracılarda hazırlıklarını yapıyor.Güneş okyanusa gömülünce bende balık tezgahlarının oraya geçtim.

Çeşit çeşit balık var. Ne olduklarını bilmiyorum. Bir şiş tuna balığı , peşinden karides yedim.Çok hoş bir ortam var.

 

Dar, labirent gibi  sokakları ile, ada bana Hindistan Varanasi şehrini hatırlattı.

 

4. GÜN: 29 OCAK 2006 pazar ( ZANZİBAR / NUNGWİ SAHİLİ)

 

Sabah  erkenden feribot iskelesine koşturdum.Salı günü için bilet almaya.

Adama tarihi söyledim olmaz dedi !!!. Aynı güne bilet satıyoruz.1 gün önce 2 önce satışımız yok.Peki aynı gün geliriz.

Minibüslerin kalktığı pazar yerine döndüm. Arkası tahta oturaklı üstü tente ile kapalı kamyonet / minibüs karışımı araca bindim.

Tıka basa, 1 ,5 saatlik yolculuktan sonra Nungwi köyünde indim. Peşime bir siyah takıldı.Yanımda geliyor.Ara sıra durup arayı acıyorum.

Ama nafile,bekliyor beni.Köyün içinden geçerek otellerin bulunduğu sahile geldik.Sırf fiyat öğrenmek için siyah adamın götürdüğü

otele gittik. Otel dolu. Hızlı adımlarla onu geride bırakıp,bungolow tarzı bir yere fiyat sordum. 35 dolar dedi. Benim günlük bütçem

zaten 25 dolar.

Başka bir yere girdim dolu.Sıcak bir yandan,yorgun ter; bunalmaya başladım. Tekrar bir yere sordum 25 dolar dedi

Duşu ve tuvaleti dışarıda ucuz bir yer olabilirimi diye sordum. 15 000 bin Tanzanya şilini olur dedi. Takribi 13 dolar yapıyor.Tamam dedim

ver odayı. Havluyu alıp sahile indim.Kumsal boyunca yürüyüp, bir yere havluyu serdim. Hint okyanusunun serin sularına daldım.

Sahil ve deniz çok güzel.Eminim bu adanın diğer sahilleri de harikadır.

 

Öğleden sonra gel-git ler oluşmaya başladı. Havluyu katlayıp kaldırdım ve kendimi sahile vuran dalgalara bıraktım. Bir süre sonra

deniz sahilin nerdeyse tamamını yuttu.

 

İlk günler bu rota  nasıl biter diye zihnimi zorlamıştım. Afrika zorlu geçecek,beni zorlayacak gibi geliyordu. Rotam yukarı doğru,yani

Kuzeye çıkıp Mısırdan Ürdün Sureyi üzeri İstanbula varmak.Ama İstanbulda uğradığım Ürdün sınırları, kapatmış vize

vermiyoruz demişti.Zihnimde oluşan diğer rota Güneye doğru inmek ve Güney Afrika Cap Town da bitirmek.

 

Gel - git dalgalarını izlerken,benimde zihnimde gel-git ler devam ediyor. Kenya'da ne tarafa gideceğimi netleştirmem gerekir.

Ayırdığım tüm bütçe 3.500 dolar

 

Gün batımına kadar köyü gezip fotoğraf çektim. Köy çok hoş, kara kara minik çocuklar koşturup duruyor.

Otel deniz üzerine kurulu kafesine gelip serin okyanus rüzgarı eşliğinde güneşin batışını izledim.

 

Afrika kıtasını duyunca insanın aklında oluşan çağrışımlar; yıllarca beyaz adam tarafından sömürülen( hala devam ediyor ), fakirliğin ve

açlığın zaman zaman hat safhaya ulaştığı, Hiv mikrobunun dünyaya bu katıdan yayıldığı,geniş savanlarında,ormanlarında binlerce vahşi

hayvanın yaşadığı,ilkel kabilelerin yaşam sürdüğü ve zaman zaman birbirlerini  katlettiği ( Beyaz adamın kışkırtması ile,1995 Ruanda gerçeği )

insanlığı yüz karası köle ticaretine maruz kalmış siyah insanları.

 

5. GÜN: 30 OCAK 2006 pazartesi ( ZANZİBAR / NUNGWİ SAHİLİ)

 

Vücudumun belden aşağısında kırmızı kırmızı küçük şişlikler oluşmuş.Bitlendik mi,bir şeymi dokundu anlamadım.

 

Geç kalktım. Kahvaltıyı yapıp plaj boyu yürüyüş yaptım.Bol bol fotoğraf çektim. Fotoğraf karesi alırken çekiniyorum.Dün köyde çocuklar bile

" no, no" diye itiraz ediyorlardı. Bol bol jambo ( merhaba )  kelimesini duymaktayım, ama mzungu kelimesi azaldı. İyice karardık artık, beni

 tam beyaz adam olarak görmüyorlar, bundan sanırım.

 

Sahil iyicene geri çekilmiş,millet sahilde börtü böcek , kabuk topluyor,bunlara kargalarda dahil. Bu adayı ve sahli çok sevdim. Bir süre daha

kalabilmek isterdim.Ama daha rotanın başındayım.Yola koyulmalıyım. Rota zorlu . Tekrar  buraya gelmeyi isterim ve keşke rotanın

sonu bu ada olsaydı.

 

Uzun yürüyüş yordu.Odada 1-2 saat dinlenip,tekrar sahile inip güneş batımına kadar denizin keyfini çıkardım.

Gece sık sık uyandım.Odanın kapısı direk dışarı, bahçeye bakıyor. Kapının kilidi pek temkinli değil.Masayı kapı arkasına çekip tedbir aldım.

Diğer kaldığım otellerde de içeriden ve dışarıdan kendi kilidimizi kullanacak aparat yoktu.Hindistan ve Uzak Doğuda bu sistem yaygındı.

Yarın erken kalkıp saat 10:00 daki hızlı feribota yetişeceğim.2 saatlik yolculuktan sonra dar'a ulaşıp Klimanjaro dağının bulunduğu Moshi ye

geçmeyi planlıyorum.

 

6. GÜN: 31 OCAK 2006 salı ( DAR ES SALAAM )

 

Köyden ayrılmak için,köyün dışından kalkan minibüs kalkış noktasına gittim. Bir tane hazır bekliyor. Mavine şoför yanı,ön tarafa 2 kişilik

fiyat vererek - 2 dolar -  oturmak istediğimi söyledim.10 dk. sonra dolmuş hareket edip köyün deniz sahili bir yerine geldi.Sabah balıktan

dönen balıkçılar, yer yer balıklarını istif etmişler. Bol sinek ve koku. Bizim dolmuşun tepesine,kılıç balıkları,köpekbalığı yavruları ve bir sürü

ton balığı istiflediler.

 

Döndük aynı yere, meydana. Meydanda da, ha babam de babam derken,  gecikmeli olarak tam bir balık istifi hareket ettik.

Ben değil saat 10:00 da ki feribota,akşama belki. 15 dk. bir durup, balık indirip yük alıp,yolcu indi bindi yapıyoruz.

Ama meşhur laf " Hakuna Matat"  aklıma geliyor. Beyaz adama söylenen laf - sorun yok - demek.

Saat 10:30 gibi iskeleye vardım. 13:00 deki hızlı feribota bilet alıp sahildeki eski kalenin oraya vakit geçirmeye gittim.

 

Tabi ki zaman satıcı ve taksicilerle boğuşarak geçiyor. Hele bir Tanzanya milli forması satan bir çocuk vardı ki, Almamakla sanki milli takıma

küfür etmiş oldum, yanımdan öyle bir tavırla ayrıldı.

 

Döndüm iskeleye. Sahildeki, feribot bekleme yerinde, derme çatma banklardan birine oturdum.Açıkta lüx bir yolcu gemisi demirli.

Bir süre sonra,2 minibüs geldi. İçinden görevli adamlar inip iskeleye masa sandalye tente kurdular.Soğuk sıcak içecek büfesi kurdular.

Biraz sonra ara ara minibüsler gelmeye başladı. Yaşları 80- 90 arası zar zor yürüyen yaşlılar inmeye başladı. Kurulan teşkilat bu lüx geminin

yolcuları içinmiş. Koruma görevlileri ve diğer görevliler itina ile yaşlılara ikram etmeye başladılar. Belki ide son yolculuk gezileri.

 

Uyumuşum. Serin ve sallantı uyutmuş. Geldim ilk kaldığım otele. Aldım odayı koydum çantayı. Doğru garaja. Ulan aynı bizim eski topkapı

garajı. 4kişi 4 yöne çekiştiriyorlar. Gitmiyorum,birine bakmaya geldim,geziyorum,yeni geldim. Dinleyen yok. Yanlışlıkla birine sorayım

dedim. Dört yana çekiştiriyorlar. Dört ayrı yönü gösteriyorlar. Durun dedim kendimi dışarı attım.

 

Kalabalığın arasında otogar görevlisi gözüme ilişti.  Sordum. Nah koca tabela. Hay Allah nasıl görmedim. Aldım bileti. Yarın sabah 09:30 da.

Saat kulesinin oraya geri geldim. Şehir merkezi kalabalık ve biraz karmaşa hakim. Şehrin ara sokaklarını,caddelerini turlayıp bir sokak

kafesinde mola verdim. Yani pek sıcak bir şehir değil. Açıkça; fakirlik ve eski sömürgeden çıkmış alt yapısı olmayan bir şehir.

 

Jim hill diye bir alışveriş merkezinden su ,meyve, bisküvi alıp, İstanbulla haberleşmek için  internet kafeye girdim.

Bir çıktım hava kararmış. Hiç sağa sola bakmadan doğru otele koştum.

 

7. GÜN: 01 ŞUBAT  2006 çarşamba  ( MOSHİ - KLİMANJARO DAĞI)

 

Otobüs iyi, otogara da rahat geldim.

Akşam üzeri 18:00 gibi moshi'ye vardım.Hava kapalı. Dağı sordum, gözükmüyor. Yarın sabah erken kalkarsan görebilirsin dediler.

Otogarın karşısında dağı gören bir odaya yerleştim.

 

Sabahtan beri vücudum yanıyor. Ateş gibiyim. Bazen soğuk soğuk terliyorum. Halsizlikte var.

Kaldığım otelin 3-4 bine yanında.başka bir otelin terasına gidip bira söyledim.Bira markası "Klimanjaro".

Biraz sonra azda olsa dağın zirvesi gözüktü. Ama tamamı değil. Başım ağrımaya başladı. Otele dönüp bir ağrı kesici içip yatağa uzandım.

 

Gece saat 01:30 gibi uyandım. Acayip terlemişim. Yatak sırılsıklam olmuş ve üşüyorum.Üzerime tişört giyip tekrar yattım.

 

8. GÜN: 02 ŞUBAT  2006 perşembe  ( ARUSHA)

 

Sabah güneş doğana yakın uyandım. Dağ karlı zirvesiyle olduğu gibi karşımda. Bir kaç fotoğraf çektim.

Ateşim düşmüş.Halsizliğim kalmamış. İnşallah mikrop değil, üşütmedir.

 

Garaja gidip,Arusha dolmuşuna bindim.Yol 65 km. , 1,5 saatten fazla sürdü. İndim ve hemen gözüme ilişen 1 - 2 safari şirketine girdim.

Grup yok dediler. Diğer bir acente 1.100 dolar fiyat verdi. Karamsarlığa kapıldım. Bir otel bulup çantayı bırakıp tekrar dolaşmaya başladım.

 

Günlük 120 - 150 dolar arası fiyat veriyorlar. Ben 90 dolar diye düşünmüştüm. Canım sıkkın dolaşıyorum. Her zaman ki gibi peşimde bir siyah

genç benle beraber. Zaten her beyazın peşinde bir siyah var.

Adam 4 günlüğe 520 dolar fiyat veriyor. Yarına varmış, falan filan. Ben yok deyip başımdan savmaya çalışıyorum. Yok peşimde. Ulan dur

zaten moralim düştü. Bırak gezeyim.

Sonunda pes edip bir gidip bakayım dedim. Önce pazarlık ettim. 380 dolara tamam dedi. Hadi gel ofise gidelim dedi. Bindirdi beni bir taksiye,

şehrin yeni kısmında bir yere ofise geldik. Şirket yetkilisi diretiyor, 420 dolar diye. Ulan getirenler 380 diyip ofise soktular. Tabi bunlar yakacı

onun değil adamın dediği olacaka. 3kişi safarideymiş. Bu gruba dahil olup sen de safariye katılacaksın. Yarına falan grup yok.Beklemen gerekir

diyince  tamam tamam  dedim ve kabul ettim.

 

Serengeti-Ngorongoro 3 gece 4 gün. Bu gece bizden. Seni kamp alanında yatıracağız. Yarın safariye dahil edeceğiz. Peki ben gidip çantayı

alıp geleyim size parayı ödeyeyim dedim. Adam , dur bizim araba ile gidin  ve otele de tur dönüşü kalacağını söyleyip dönüşte kalırsın paran

yanmaz dedi.Aldık çantaya geldik ofise.

 

1,5 saat sonra bir genç cocukla birlikte bir taksi dolmuşa bindik. Kamp yerine gidiyoruz.

Taksi şoförü yerli masai köylüsü. Taksi dolmuşçuluk yapıyor. Köyü bırakmış  dolmuşçuluk yapıyor. Ara sıra şarkı mırıldanıyor ve tam gaz gidiyor.

Yoldaki masai çobanlarına da ara sıra korna çalıyor.

 

Grubun geleceği yere, köye geldik. 1 gün önce başlamışlar ve göl turundan gelip burada yatacak safariye devam edecekler.

Bende beklemeye başladım. Akşam üzeri geldiler.Siyah bir şoför-kaptan ve 3 bayan.Rehberin adı John. 2 Hongkong lu ve 1 İsviçreli

bayan. İsviçreli hoş biri. Tanıştık ve akşam yemeğine geçtik. Harika bir çorba ve sebze yemeği,biftek. Midem bayram etti.

 

Biraz sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti ben anladığım kadarıyla katıldım. Ulan hiç biri Türkiye'nin yerini bilmiyor.

John biraz geveze. Bana da sen hiç konuşmuyorsun dedi. Normalde zaten fazla konuşmam. Birde güzel İngilizcimle konuşacağım.

 

Saat 21:00 gibi çadırlara çekildik. Bir bahçe içinde yan yana çadırlar kurulu. Küçük tek kişilik bir çadır. Ayakları uzatınca dışarı çıkacak gibi.

Uykumu tulumu verdiler. Ama hiç niyetim yok,torbanın içinde uyumaya.

Bir sağa bir sola döndüm uyku gelmiyor. Zaten bir horlamaya başlarsam yan çadırla kimse kalmayacak sanırım....

 

Dar da 2. gece kapım tıklanmıştı. Uyku ve korku ile adaman ne dediğini anlamamıştım. Horlama sesimi, herhalde beni boğazlıyorlar sanmıştır.

 

9. GÜN: 03 ŞUBAT  2006 cuma  ( SERENGETİ - SAFARİ )

 

Gece geçte olsa uyumuşum. Pek de rahat uyudum sayılmaz. Kahvaltıda bayanlarda öyle dedi.

Kahvaltı yapıldı, çantalar ve kamp malzemeleri 4x4 de yüklendi. Serengeti parkına kadar tavan açmadan gideceğimiz için ön taraf bana düştü.

Arka sol tarafta malzemeler  yüklü.

 

Bugünkü rotamız, Ngorongoro krateri üzerinden Serengeti milli parkına varmak.

Yol 4 x 4 lerle dolu,gelen giden. Yani, burası ve Kenya safari memleketi. Nerdeyse milli gelirleri turizmden geliyor.

Ngorongoro kraterine  tırmandık. Kraterin üst dudaklarından biri yere geldik. Krater tabanı olduğu gibi gözüküyor. Aşağısını dönüşte gezeceğiz.

 

Bayağı bir bozuk yoldan,düz plato üzeri, yer yer yolumuza çıkan bol zebra yaban sığırı sürüleri arasından Serengeti milli park girişine ulaştık.

John öğle yemeği paketlerini verip milli park girişini halletmeye gitti. Diğer yardımcı genç, jeepin arka sol tarafındaki eşyaları ön tarafa taşıyıp

tavan pencerelerini açtı. 2 saatlik bir dinlenmeden sonra parka giriş yaptık. Hava sıcak yol tozlu. Sağ, sol arka ön uçsuz bucaksız düz bir plato

 

Ara sıra ayağı kalkıp,tavandan dışarısını, hayvan sürülerini . Ama sıcak ve toz rahatsız edici. Arkada Meriln  ile beraber oturuyoruz.Hongkong'lu

bayanlar bir önde oturuyor.

Meriln ile ara sıra sohbet ediyoruz. Bayanla John'a aslanlar hakkında sorular sormaya başladılar. Tabi zebra, keçi,sığır,zürafa bol. Asıl hedef

aslan çita leopar. John, yarın sabah belki görebiliriz diye cevapladı.

Sağlı sollu safari rotalarını tarayıp, biraz yüksek ve kayalık kenarı kamp yerine ulaştık. John söylemişti. Ne elektrik nede su var diye.

 

Koca bir bidon su var, alçak musluklu. Ben bir boş su pet şişesi bulup, bunla yarı bele kadar duş aldım. Bayanlarda aynı şekilde saçlarını yıkadılar.

 

Çadırları ve eşyaları indirdik. Önce çadırlar kuruldu.John hepimize nasıl kurulduğunu gösterdi. Bundan sonra herkes kendi kuracak ve toplayacak.

Kolaymış çadır kurmak. John uyarılarını yaptı. Gece dışarıda terlik falan bırakmayın ve tuvalete çıkmayın. Yaban köpekleri ve domuz vardır.

 

Bizle birlikte 8- 10 grup daha var.

Yemek yeyeceğimiz yer tel örgülerle kapalı bir yer. Gaz lambaları eşliğinde yemekler yendi.Yemekleri yardımcı çocuk yapıyor.Bayağıda lezzetli.

 

Çadırların yanında,gece karanlığında, yıldızların altında çayları içip çadırlara girdik.

 

10. GÜN: 04 ŞUBAT  2006 cumartesi ( SERENGETİ - SAFARİ )

 

Kahvaltıyı yapıp erkenden Serengeti düzlüğüne çıktık. Başladık araziyi taramaya. Bayanlar sabırsızlıkla aslan , çite istiyorlar. Tabi bende.

Hava sıcak. Tavandan dışarıyı izliyoruz. Öbek öbek sürüler halinde zebra,yaban sığırı,ceylan,zürafalar, derken 2 saat sonra 1 çift aslan

ağaç altına uzanmış keyif yaparken bulduk. Bayanlar ve ben sevindik.

Aslanlar ara sıra kafayı kaldırıp,hemen ileride otlayan ceylan sürüsünü kesiyorlar. Bizde merak içinde bir av sahnesi görürü müyüz diye

bekliyoruz.

Çevremiz 4 x 4 lerle doldu. Herkes merakla pür dikkat aslanların hareketlerini izliyor. Aslanlar kalkıp salın salına yürüyüp uzaklaştılar.

Bizde safariye devam. Zeynep için bol bol zürafa,ozan için aslan fotoğrafı çekiyorum. Söz verdim.

Bir jeep topluluğu gördük. Bir ağacın orayı izliyorlar.. Ağaçta çita varmış. Ama çıplak gözle görülmüyor. Dürbünle bile zor seçiliyor.

Evet, herkes kedigillerin peşinde. Hem azlar hem de çekiciler.

 

Öğlen sıcağında kampa döndük. Hemen yarı belden yukarı duş yaptım. 4x 4 dün dikiz aynasında traş oldum. Bir Amerikalıya da poz verdim.

İlginç geldi herhalde. Dikiz aynasında traş olmam.

 

Yemek yiyip, 2:30 gibi yine araziye çıktık. Ağaçlar ve kuşlarda harika. Cins cins kuş çeşitleri var.

Belli bir zaman sonra yine aslan bulduk. Bu seferki baba bir aslan ve yanında dişisi var. İzlemeye koyulduk. Hop, bizim erkek aslan  dişiyi

arkadan bir kavradı.Kükreme eşliğinde sex. 10 saniye falan sürdü. Yaklaşık  15 jeep izliyoruz. Aslan harekete geçtimi eller fotoğraf makinesine.

John, durun daha bitmedi devamı var dedi. Baba aslan bir daha kükredi ve işi bitirdi. Kısa ve öz.

 

Çıktık araziye çite peşine. Ama nafile. Ağaçlık bir kaç yeri taradık çita mita yok.

 

Döndük kamp alanına. Yemekler hazırlanana kadar yorgunluk atıp çay içtik.

Yemekten sonra sandalyeleri yıldızların altına çektik. Uzanıp bir tane tutacak kadar yakın. Merlin de bira varmış. birer tane dağıttı.

Sohbetle bitirip çadırlara çekildik.

 

11. GÜN: 05 ŞUBAT  2006 pazar ( NGORONGORO )

 

Sabah gün doğumundan önce kalkıp çay bisküvi atıştırıp güneş doğuşunu izlemek için araziye çıktık. Aracı park edip Serengeti ye

güneş doğuşunu izlemeye başladık. Sabahın sessizliğini kuşların cıvıldayışı eşlik ederken harika bir güneş doğuşu izledik.

Tekrar arazide safariye başladık. Gün yeni başlıyor ve hayvanlar doğal hayatlarına bir başka gözüküyor. Uyuyanlar, koşturanlar, otlayanlar...

 

Yıllarca televizyonda izlediğim vahşi doğayı  - neden vahşi doğa diye sormak gerekir -  içinde yaşıyorum. Gerçekten insanı etkiliyor.

Bayanlar ısrarlı. Bugün John  dan çita istiyorlar. Ağaçlık bir yere geldik. Çita genelde yüksek ağaçların oralarda olurmuş.

 

Döndük kampa. Yemekler yendi,eşyalar yüklendi ve tekrar arazide safariye başladık. Çita mita yok.

Son olarak su aygırlarının olduğu gölet'e gidip fotoğraf çekip biraz izleme yaptıktan sonra Ngorongoro için  Serengeti yi terk etmeye başladık.

 

Kenya ve Tanzanya topraklarının yarısından fazlasını koruma altına almış. Bu bir ülke için büyük bir rakam. Yüksekte turizm gelirleri var.

Ben bile Kenya dada bir safari yapmayı düşünüyordum.Ama bu safari beni tatmin etti.

 

Tam serengeti düzlüğünü çıkarken, biraz ileride 4 - 5 jeep sağa ağaçlık bir yere dizilmiş izleme yapıyorlar. John gaza bastı yaklaştık.

Sürprize bak. Tam 3 çita ağacın altında uzanmış şekerleme yapıyorlar. Gerçekten yakından görmeye değermiş.. Uzun uzun izledik.

 

Toz toprak,sıcak ve sallantılı bir yolculuktan sonra Ngorongoro kamp yerine ulaştık.

Yolda Meriln  ile bayağı bir sohbet ettik. Çok istediği ve yıllarca hayalini kurduğu dağa tırmanmaya gidecek. Safari bitimi Klimanjaro dağına.

 

Kamp yeri , yüksek bir tepede güzel manzaralı bir yer. Aracı boşaltıp tuvalete gittim. Ulan çıkar çıkmaz karşımda kocan siyah bir Afrika fili.

Allah Allah, ulan biz burada kamp kurcağız. Zaten benim eşyaları bıraktığım,çadırı kuracağım yerin hemen yanında koca, bir öbek fil boku vardı.

Yani sabaha  pul gibi kalkmayalım.

Duş falan derken karanlık çökmeye başladı. Kamp yeride bayağı bir kalabalıklaştı. Yine etrafı telle kapalı yerde tüm safari ahalisi ile birlikte

yemekler yendi.

Çay ve sohbetten sonra çadıra.     Gece bir ara  gölgesi çadırıma vurdu. Ya domuz yada vahşi köpekti, hızla geçti gitti.

 

12. GÜN: 06 ŞUBAT  2006 pazartesi  ( NGORONGORO - ARUSHA )

 

Sabah çadırdan çıkar çıkmaz karşımda Merlin'i buldum. "  Necmi hala uyuyorum. Gece hiç uyuyamadım ". Dedi. Aynen bende.

Kahvaltıyı yapıp oldukça kötü bir yoldan krater düzlüğüne  indik.

Burası kocaman, açık hava hayvanat bahçesi gibi. Çevresi krater duvarları ile kapalı, yaklaşık 30.000 hayvanın yaşadığı vahşi yaşam alanı.

 

İki şey beni çok etkiledi. Biri flamingolar, diğeri bir antilobun doğum anı.

Tüm araçtakiler, sesiz bir bekleyiş ve merakla olayı izledik. Doğum yapan antilobun yanında ona destek veren diğer hayvanlar. Ana antilop

kendi gayretleri ile yavruyu çıkarttı. Yerdeki yavruyu, anne dahil 4-5 antilobun yardımı ile yavruyu ayağı kaldırdılar.

Ayakları titriyor, ayakta durmakta zorlanıyor. Anne si bir yandan yalıyor bir yandan ona destek olmaya çalışıyor. 3-5 adım derken yavru

yürümeye başladı. Annesi peşinde. Dünyaya geleli geleli 15 dk. oldu.

 

Tur atarken, 7-8 aracın toplanmış bir yere baktıklarını gördük. John aracı oraya sürdü. Aranan hayvan gergedanlar. Görüş mesafesi dışında

dürbünle bile seçilmiyor. Gergedanı Nepal milli parkında yaptığım fil safaride yakından görmüştüm. 3 gündür sıcak toz iyicene yordu.

Kafamı tavadan dışarı çıkarıp bakmaya üşeniyorum artık.

 

Kamp dönüp öğlen yemeğini yedikten sonra, eşyaları araca yükleyip dönüşe geçtik. İlk  kamp yerine geldik.Bizi Arusha ya bırakacak taksi

bekliyor.

Ben ve Hongkonglu bayanlar kasabaya döneceğiz. Meriln buradan anlaştığı acente ile Klimanjaro tırmanış kampına gidecek.

Meriln ile vedalaştık. " Kendine dikkat " dedim. " Sende necmi " dedi. Gözlerinin dolduğunu gördüm.

Uyumlu ve güzel bir safari yaptık. Unutamayacağım maceralardan biri olarak hafızamda kalacak.

 

Taksi önce bayanları, sonra beni otele bıraktı. Otel  gibi bir yere gidip, oradaki bir acenteden " belalı şehir" Nairobi için yarın sabah 08 00

 bilet aldım.

 

13. GÜN: 07 ŞUBAT  2006 salı  ( KENYA - NAİROBİ )

 

Sabah bilet aldığım otelin önüne saat 07:15 gibi dikildim. Saat sekize  çeyrek var. Ne gelen ne giden minibüs var. Dünkü bileti aldığım bayan

ofisine geldi. " Seni almadılardı " diye sordu. Yoo , " Hakuna Matata " Hep sizmi problem yok diyeceksiniz. Ama mibibüs nerde ?!!!

 

Telefon melefon edip, bana bekle dedi. 5 dk. sonra bir taksi beni aldı. Trafik sıkışık. Minibüse yetişmeye çalışıyoruz. Karşı yönden minibüs

hızla yanımızdan geçti gitti. Bizimki el kol hareketi çekti, ama nafile. Kendi kendine söylenirken şirketin başka bir minibüsünü gördü. Beni

ona attı. Onlarda cep telefonu ile diğer minibüsü durdurdu. Gittik bindim. Şoför mahcup gibi bir hallerde. İçimden siktir et dedim. Alıştım

Boş ver.

 

2 saat sonra sınıra geldik. Çıkışı yapıp, Kenya giriş kapısında sıraya girdim. Sıra bana geldi. Bayan görevli pasaport ve giriş formunu aldı.

Sonra dönüp 50 dolar vize parası demesin mi. İtiraz edip,Türklere vize ücreti olmadığını ısrarla bayana anlatmaya çalıştım.

Görevli bir adamı çağırdı.Adam içeriden bir dosya getirip gösterdi. Allah Allah, ben yok olduğunu çok iyi biliyordum. Ama listede Türkiye'nin

ismi var. Peki tamam dedim. Aklıma transit vize almak geldi. Safari yapmayacağım. Yukarı çıkmayacağım, Uganda'ya geçeceğim. 1 hafta

geçerli,  20 dolara transit vize aldım.

Yol 5 saat sürdü. Merkeze yakın bir yerde indik. Bir kaç yere baktıktan sonra, 10 dolara bir yer buldum. Pek temiz bir yer değil ama güvenli gibi.

Duş alıp şehri gezmeye çıktım. Nairobi gelişmiş düzenli bir şehir görüntüsünde. Caddelerde takım elbiseli, kravatlı adam dolu. Zaten 3 dükkandan

biri banka  ve iş merkezi. Bu şehir Afrika'nın en belalı şehirlerinden biri olarak biliniyor. Hayat kadınlarının çoğu HİV mikrobu taşıyor.

 

İlk günden beri, yemek problemi var. Yani tek yapılan take way dedikleri, kızarmış tavuk,patates. Bir gazete kağıdı üzerine koyup,elinize

tutuşturuyorlar. Nairobi de bile, düzgün değişik yemek yenecek yer az. Bir tane sulu yemek gibi şeyler yapan bir yer bulabildim. Fast food

oldukça yaygın. Kızarmış tavuk patates lezzetli ama, her günde çekilmiyor. Sabahları da haşlanmış yumurta bolluğu var.

 

Uganda'ya  otobüs bileti ayarlamak için  akamba diye şirkete girdim. Önce vize sınırda falan veriliyor mu diye sordum. Adam tabiki dedi.

Peki konsolosluk nerde diye sordum ?. Hemen arka caddede imiş. Bir sorup geleyim. Sınırda sorum yaşamıyayım.

Sora sora bulduk. Bir iş merkezinde,tek bir odada bir bayan oturuyor. Sınırda vize alabilir miyim diye sordum. Evet anlamında kafasını

salladı. Dönüp otobüs biletini aldım.

 

Hilton civarı şehrin kalabalık ve merkezi yeri. Caddeler geniş ve düzenli.Şehir bellik'i finans ve iş kesimi bakımından iyi bir konumda.

Tabi ki bu şehrin güzel yüzü. Eminim şehrin arka mahalleri sefillik içindedir.

Caddeyi gören bir take waye girip tavuk ve patates söyleyip, İstanbula göndermek üzere aldığım kart ı yazdım.

Odaya dönerken sigara,bira,cips alıp karanlık çökmeden şehir merkezini terk ettim. Yarın şehri detaylı gezip fotoğraf çekerim.

 

Çantanın sökülen yerlerini dikip,saçlarımı kısaltıp, soğuk duş sonrası biraları içtim.

 

14. GÜN: 08  ŞUBAT  2006  çarşamba  ( KENYA - NAİROBİ )

 

Sabah kahvaltı yaparken, yarınki otobüs biletini, bu akşama kaydırmayı planladım.Bir tam gün bu şehri gezmeye  bana yeter.

Gezmeyi planladığım  ülkelerden biri olan Mozambik vizesini öğrenmek için sora sora konsolosluğu buldum. 2 iş gününde  verebiliyorlarmış.

Sınırdan mümkün mü diye sordum ? Evet alabilirisin diye cevapladılar.

 

Şehrin biraz dışın da geniş bir alanı kaplayan serin bir park buldum. Burada ağaç altında uzun bir süre oturduktan sonra, sıcak çekilince, önceden

gözüme kestirdiğim yarı açık bir kafe ye gittim. Gözüm bira içmeyi kesmedi. Soğuk bir soda söyleyip tuvalete gittim. Döndüğümde yan masaya

bir siyah bayan gelmiş yemek yemekte. Yemeği bitirip bir sigara istedi. Sonra sohbete başladı. Nerden geldin? niye geldin? nereye gideceksin? falan.

Sonra asıl meseleye geldi. Hadi senin otele gidelim. Akşam ben gidiyorum. Yer zaten tekin bir yer değil gibi. Tekli Çiftli bayanlar

masalarda anlaşılan müşteri bekliyorlar.

 

Kusura bakma dedim. Ve kalktım. HİV mikrobunun ana vatında böyle bir şeye hiç niyetim olmaz.

 

Yavaş yavaş otele dönerken, hilton otelinin önde 3 sokak cambazının gösterilerini izledim.Sonra çantayı alıp otobüs kalkış yerine gelip, beklemeye

koyuldum. Takribi yol Uganda'nın başkenti  Kampala'ya 14 saat sürecek.

 

15. GÜN: 09  ŞUBAT  2006  perşembe  ( UGANDA - KAMPALA )

 

Bayağı bozuk bir yoldan sonra sabaha karşı sınıra ulaştık.

Yollar şehir merkezleri çıktıktan sonra oldukça kötü. Buna şaşırmamak gerekir. Afrika yıllarca sömürülmüş, alt yapısı olmayan ve sefaletin kırsal

 bölgelerde had safhaya ulaştığı bir kıta. Sömürgelerin terkinden sonra demokrasinin oturmadığı, mafya tipi, tek adam yönetiminde, diktatörlüklerle

yönetilen ülkelere dönmüşler. Buda sosyal adalet ve gelir dağılımında uçur farkı yaratmış.

 

Uganda girişi için tel örgülerin önündeki kapıdan geçerken, kapıdaki adam sarı humma aşı kağıdını sordu. Ne Tanzanya nede Kenya girişlerinde

sorulmamıştı.

 

Girişi yapıp, otobüsün işlemlerinin bitmesini beklemek için, temiz yüzlü,gülen bir amcanın sabah kahvaltısı için bir şeyler sattığı tezgaha oturdum.

Yuvarlak ekmek açıp, tenekede pişirip arasına yumurta sarıp veriyor. Keyifle çay eşliğinde yedim.

Saat 10 gibi başkent Kampala'ya vardık. Cebimde hiç Uganda parası yok. Otobüsten inip merkeze doğru yürümeye başladım. Şehir küçük sevimli

bol yeşillikli bir yer. Para bozdurup elimdeki otel ismini bir motosikletli çocuğa gösterdim. Tamam dedi. Dağ bayır tırmanmaya başladık. Ulan yeni

şehir bitti. Eski şehir bitti. hala gelemedik. Çocuğa dur dedim. Aynen geri dön.

 

Gözüme bir kaç yer kestirdim. Bunlardan biri merkeze yakın bir hostel konumunda bir yer. 5 dolar temiz bir yer. Kızlar okulu mokulu,yatılı falan gibi

bir yer, tam anlayamadan, şehre indim. Biraz tur atıp, Cadde kenarı bir kafenin bahçesine  oturdum. İsmi mendos kafe.Çayı söyledim, sigarayı yaktım,

2 de samosa söyledim. Haritalara göz gezdirirken yan masaya siyah bir bayan oturdu. Oradan buradan konuşurken, Türk olduğumu söyledim.

Oda burada yaşayan bir tur acentesinde çalışan Türk bir bayan olduğunu söyledi. Adı Meltem. -Dur ariyayım konuş dedi ve aradı telefonu bana verdi.

Necmi 1 saat sonra oradayım. bekle beni. Peki.

 

İsim çağrışım yapıyor. Yoksa bu kişi, şu internette sayfasını okuduğum Gümüş Sırtlı gorilleri görmeye gelen ve buralara aşık olup, ben tekrar gelir

burada yaşarım diyen....

Ülkenin turizm gelirlerinden biri, Uganda-Ruanda-Kongo sınırında,sayıları 600 civarı olan, gümüş sırtlı Gorilleri izleme  yürüyüşleri. Orman içinden,

silahlı askerler eşliğinde gorillerin yaşam alanı bölgesine gelip, goriller izleniyor. yarım günlük gezi,300 - 400 dolar civarı bir para. Belki başka bir zaman

sırf bunun için gelebilirim. Şuan bu kadar parayı veremem.

 

Meltem geldi.Yanında bir İtalyan. Sen işi gücü bırak 4 ay önce gel buraya yerleş. İtalyan la birlikte bir tur acentası işletiyorlar. Evet okuduğum meltem

Uzun süre sohbet ettik. Tavsiyelerini aldım. - Dikkatli ol, Türkiye'den arabasıyla yola çıkıp buraya gelen  birini Entebbe de soydular dedi.

Adamın laptop,fotoğraf makinesi ve tüm notları gitmiş. En boktanı çekilen fotoğraflar ve tutulan notların gitmesi. Tabi can kurtulduktan sonra.

 

Şehir şirin küçük bir yer. Bol banka ve modern bina var.Beklediğim gibi yani aklımda oluşan, daha beter bir yer ve ülkeydi. Ama ilk gözlemlerim hiç de

öyle arada sıkışmış kalmış

bir ülke gibi durmuyor. Yeşillik bol. Bu ülkenin namı değer diğer adı  " muz cumhuriyeti" nerdeyse Avrupa  dahil, Afrika'nın tamamına  muz

ihracatında lider bir ülke.

Otele dönüp, çamaşır duş derken saat 19:00  kadar oyalandım. Çıkıp bir motosiklet taksiye binip,tekrar aynı kafeye gittim. Yemek yiyip çay keyfi

yaptım. Hava karardı. Hiç umurumda değil. Yavaş yavaş alışmam gerekiyor.  Şehirlerdeki, böyle küçük şirin kafelerde oturup,geleni gideni izlemek

keyiflerimden biri. Yolda olmak zaten keyifli ve heyecanlı. Yarın yeni bir gün,yeni bir yer,yeni bir yol.....

 

Nil nehrinin  başlangıç noktası, Viktorya gölü bu ülkede. Ekvator çizgisi üzerindeyim.

 

1. etap tamam. Önümde 2. etap var. Zorlu bir Tanzanya geçişi beni bekliyor. Bugün 15 gün oldu.

Saat 23:30 , onca çaydan sonra hiç uykum yok. Saatin tik taklarından başka ses yok. Zamanın akışını dinliyorum. Neleri aldı götürdü.

 

             - Bilgeye sormuş biri. " ölüm nedir" diye

                Bilge cevaplamış : Ben yaşıyorum bilemem !!

 

 

16. GÜN: 10  ŞUBAT  2006  cuma  ( UGANDA -JİNJA )

 

Kampala'ya 70 km. uzaklıktaki Jinja kasabasını gezmek için minibüs garajına gittim. 1,5 saatlik yolculuktan sonra Viktorya gölü kenarındaki

kasabaya ulaştım. Bir bisikletli cocukla anlaşıp beni göl kenarına götürmesini söyledim. Göl kenarında bir tekneyle anlaşıp, Gölün nehre dönüştüğü

yani nil nehrinin başlangıç noktasına geldim. Nil buradan doğup,kollarıyla beslenip,birleşip uzun bir mesafe kat ettik den sonra Mısırın akdeniz

sahilinden denize dökülmekte. Göl Afrika'nın en büyük gölü.

 

Tekneden indikten sonra, bisikletli çocuğun teklif ettiği adaları ve limanı görmeye gittik. Liman küçük ama renkli bir yer. Garip bakışlar arasında

çekine çekine, sırıta sırıta fotoğraf çekmeye çalıştım. Yani, tepki verende var. Gülümseyende var.

Saat 5 gibi hostele geri döndüm. Sular kesik. Kovalara yedekledikleri su ile duş aldım. Dinlenip aşağıya çay içmeye indim. Açık bir bahçe gibi yerde

sigaramı yaktım. Biraz sonra resepsiyondaki görevli kadın geldi. Bur da sigara içmek yasak dedi. Ama burası bahçe dedim. Olsun yasak dedi.

Çayı alıp oda önünde manzaraya karşı ! içtim.

Yarın sınır kasabası Kabaleye geçmeyi düşünüyorum.

 

17. GÜN: 11  ŞUBAT  2006  cumartesi  ( UGANDA -KABALE )

 

Sabah iyi ki erken gelmişim otobüs garajına. Tek otobüs varmış ve yarıdan fazlası dolu.

Saat 9 da hareket etti. Bol manzaralı ve yeşillik yollardan sonra saat akşam üzeri 5 gibi sınır kasabası Kabale'ye vardım.  Şehir girişi ana baba günü

bir şey var ama daha anlayamadım.  Sanırım Kampala'da gördüğüm seçim afişleri ile ilgili bir şey var. Afişlerde gördüğüm Kovboy şapkalı karizmatik

bir aday vardı. Benim favorim o kişi.

 

İnip otel bakmaya koyuldum. Bir iki tanesi kalınacak gibi değil. Bu arada bir gürültü ile bir konvoy şehir caddesine girdi. Koşturanlar,motosikletli,

bisikletli,birde gürültü var,tozla birlikte ; motosiklet ve bisikletlerin arkasına çalı çırpı bağlamışlar yere sürterek gidiyorlar. Belliki adaylardan biri şehri

ziyarete gelmiş.

Bende fotoğraf makinesini çıkarttım çekmeye çalışıyorum. Kalabalık arasında kalmamak için,sırtımı sağlama alıp deklanşöre basıyorum. Bir kaç genç

söylene söylene üzerime geldi. Sırıtarak tam falan diyip makineyi kaldırdım.

 

4 dolara bir yer buldum. Odaya yerleşip uzandım Elektrikler kesik. Biraz sonra  sağanak yağmur  başladı. Nairobi'den Kampala'ya geçerken, Ekvatorun

Kuzeyine geçmiştim.Bugün tekrar Güney kısmına geçtim.

Yarın erkenden Ruanda sınırına  ulaşmalıyım.

 

Akşam yemeği biftek varı bir şey yiyip. Otelin caddeye bakan kısmında yanıma gelen gidenle sohbet ederek bira içtim. Sınır dolmuşları tamda otelin

karşısındaki kavşaktan kalkıyormuş.

 

18. GÜN: 12  ŞUBAT  2006  pazar  ( RUANDA - KİGALİ )

 

Otelin karşısındaki kavşaktan külüstür bir taksi ile sınıra geldim.  3 yolcu otobüsü gelmiş ve uzun bir kuyruk var.

Para değiş tokuşu yaptıktan sonra  kuyrukta 1 saat bekledikten sonra çıkış yapıp Ruanda sınır kapısına gelip giriş formunu doldurup görevliye verdim.

Adam ısrarla uyruk kısmını Mısırlı diye yazıyor. Lan Türkiye Türkiye söylüyorum gösteriyorum, yok bilmiyor Türkiye yi. Sonunda anlaştık. Giriş yaptım.

 

Bir  minibüse bindim. Balık istifi yaptıktan sonra yola çıktık. Yol manzaralı, hava kapalı. Doğa Karadeniz'i andırıyor, bol yeşillik.

3,5 4 saat sonra başkent Kigaliy'e vardım.

 

Taksi - motosiklete binip otel ismini verdim. Başladık tırmanmaya. Şehir dağ eteklerinde,tepede kurulu pek de sevimli bir şehir değil.

 

Bu ülke 1994 de çok büyük bir dram yaşadı.2 sömürge ülkesinin kışkırtması sonucu, 2 yerel halktan biri olana  Hutular , pala,çivili sopa ve ellerine

geçirdikleri her türlü öldürücü aletle Tutsileri saldırdılar. Toplam 1 milyona yakın kişi 100 gün gibi bir zamanda birbirini vahşice öldürdü. Hem de

Birleşmiş Milletlerin ve dünyanın gözü önünde.

 

Otele yerleşip sokağa çıktım. Pazar, tatil günü. Öbek öbek  gençler sokak cadde köşelerinde oturuyorlar. Yağmur çiselemeye başladı.Bir restorana girdim.

Yemek yiyip yağmuru izleyerek çayımı içtim.

 

Otelde elektrik ve sular kesik. Otelin caddeye bakan balkonunda oturup yağmuru izleyip. Fotoğraf çektim. Akşam tekrar aynı restorana gittim.

Bira ve kuku ( tavuk kızartma ) söyledim. Yan masa 1 gurup genç biranın etkisiyle aralarında tartışmaya başladı. Bira ve kukuyu bitirip hemen  hesabı

ödedim ve otele döndüm.

 

19. GÜN: 13  ŞUBAT  2006  pazartesi  ( RUANDA - TANZANYA )

 

Sabah 2 saat öncesi otogara gittim. Hemen toyotanın ön tarafını kaptım. Gelen 2 çuvalla geliyor. Yine ön,arka, sağ, sol, koltuk altları tıka

basa doldu.Balık istifi çıktık yola. Rusoma'ya gidiyorum. Ruanda Tanzanya sınırı. Yol manzaralı ve yağmur yağıyor.

2,5 saat sonra sınıra geldim. Ruanda çıkışını yapıp,yokuş yukarı yağmur altında yürüyerek bir demir köprüye geldim.

Köprünün öbür tarafı Tanzanya.

 

Şimdiye kadar geçtiğim en güzel sınır. Köprünün tam ortasında, sağ tarafa bir baktım, koca şelale gümbür gümbür akıyor. Şelalenin

su zerrecikleri apartman boyu havaya yükseliyor.Durup biraz izledim. Elim makinaya gitti, fotoğraf için, ama yasak bölge.

 

Girdim Tanzanya ofisine. Kadın aldı pasaportu baktı, sonra bir dosyaya göz attı. Döndü bana, sen geri Kigaliye gideceksin vize isteyeceksin

demez mi.Hayda!!!!. Ben geri meri dönemem,iliklerime kadar ıslanmışım. Sen bana Transit ver geçeğim dedim.İlk  Tanzanya giriş vizesini

gösterdim. Baktı, döndü yandaki adama bir şeyler sordu. Sonara bana dönüp nereye gideceğimi sordu. Malavi dedim. 5günlük transit yeter

dedim. 5 gün yetmez falan dedi.Ulan niye yetmesin, haritadan yolu gösterdim. Bu yoldan gidemesin falan filan dedi.Allah allah !!. 

7 günlük vize verdi.

 

En yakın kasaba olan Ngara'ya giden bir toyota taksi dolmuş buldum.Burada 1 gece kalıp,Mwanza'ya geçip oradan Malaviye en yakın kasaba

Mbeya'ya geçeceğim.

 

Tam 11 kişi toyotaya doluştuk.Ön 3,arka 4 ,bagaj 4 kişi. Bir yerde durduk adamlar bana nereye gideceksin diye soruyorlar. Böyle konuşurken

takside beraber geldiğimiz,rahibe giyimli bayan gel dedi benle,beraber bir kulübeden yarın için Mwanza'ya bilet aldık. Bu takside otobüs firmasına

 müşteri getiriyormuş. Kadın sorular sormaya başladı. Nerde kalacağımı , otobüsün çok erken kalktığını falan dedi. Kasaba girişinde kadın

taksiyi durdurdu.İndi ve bana dönüp istersen gel okulda bizle kal yarın beraber otogara gideriz falan dedi. İndim. Geniş bir bahçe içinde bir okul

ve kilise olan bir yere girdik.

 

Ona buna selam derken,misafirhanenin salonuna geldik. Klare  Mwanza'da bir dini okulda öğretmenmiş. Bana bir oda verdiler.Sabun

havlu tuvalet kağıdı verdiler. Sıcak bir duş alıp salona geldim.Biraz bahçede oturdum.Çay kahve ikramı sohbet derken yemek hazır dediler.

Ispanağa benzer sebze yemeği,et haşlama ve önce patates yemeği sandığım, meğer soslu muz yemeği imiş. Muzun asya da kızartmasını

denemiştim.Hiç hoş değildi. Ama bu yekem çok Lezzetli bir yemekti. Şimdiye kadar böyle tıka basa yememiştim.Birde ugali diye bir şey vardı.

Pirinç mi,unmu, lapa bir şey,yiyemedim.

Çay,kahve ve sohbetten sonra odaya çekildim.  Tanrının evinde misafirim.

 

20. GÜN: 14  ŞUBAT  2006  salı  ( NGARA - MWANZA )

 

Sabahın 4,30 da Klare kapıyı çaldı.Kalktım,uyku sersemi bana hadi hazırlan kahvaltı yapalım dedi. Ulan bu saatte ne kahvaltısı. Apar topar

yıkandım salona geldim. Masaya oturdum. Kendimi gelince sordum. Otobüs 6  6,30 gibi gelirmiş. Ulan ben saat 11 de gibi biliyordum.

Çantayı hazırlayıp kapıya dikildim. Bir adamla bir jipe bindik. 5dk. sonra otogar gibi bir yere geldik. Jipin içinde bekliyoruz. Şoför radyoyu

açtı. Radyodaki gençler bir şeyler mırıldanıp amin demekteler. Belli ki dini bir yayın kanalı.

 

Bindiğiz jip kilisenin yanındaki radyo kanalına ait. Kilise bahçesinde  3 -4 tane daha vardı. Dün bahçede bir ara sigara içerken bir jiple 2 beyaz

bayan geldi.Radyo binasında bir süre kaldılar. Çıkış dada biraz yaşlı olan bana selam verip Fransızca biliyor musun dedi.

Hayır,biraz İngilizce var dedim.Döndü bana burada ne yapıyorsun diye sordu. Bende bilmiyorum , buradayım işte dedim.

 

Geldiklerin jipin üzerinde bir logo ve yazı vardı. Sanırım  sürdürülebilir yaşam gibi  bir şey yazıyordu. İnsanın aklına şu geliyor. Bu jipler bu bina

dev antenler falan, El altından yürütülen dini misyonerlik mi ?. Yani dinler savaşı veya yarışı içten içten devam ediyor.

 

Dünyanın en ücra köşesinde bile insanlar mutlu aslında. Yiyecek ve sağlık problemi halledildi mi,ne büyük savaşlar nede ekonomik sömürgeler

olacaktır. Ama ülkeleri yönetenlerin egoları hırsları ve ekonomi devlerinin gözlerini bürüyen para hırsı büyük savaşlara ve ekonomik buhranlara

neden olmaktadır. Halkların kendi aralarında büyük sorunları çatışmaları yok aslında.

 

Saat 6.30 gibi otobüs geldi. Herkes bir hücumla yer kapmak için ön kapıda birikti. Bu otobüs değil yol gitmek ayakta zor duruyor.

Allah yardımcımız olsun. Bindik. Arka taraflarda cam kenarı bir yere oturdum,Klare önde arkadaşının yanına oturdu.Yol 230 km civarında.

Arkadaş otobüs yolda kasaba,nahiye,köy,çadır ne varsa durdu. Ayakta bile yer kalmadı. Bir duruyor bir gidiyor. Yol patates tarlasından beter

birde yağmur başladı.Sanki otobüsün üstü açık. Bıraktım kendimi. Ne çukur,ne yağmur umurumda değil. Pencereden dışarıya boş boş bakıyorum.

Bir yerde arabalar batmış. Kendilerini bataklık gibi yoldan kurtarmaya çalışıyorlar. Bizim şoför yola bir daldı, bata çıka biraz gittikten sonra

çamura gömüldü. Ulan, gaz patinaj debelenme, yok çıkmıyor. İndik otobüsten. Dizlere kadar çamur. Başladılar itmeye sallamaya falan, yarım

saat sonra bir gayret kurtuldu otobüs.

 

Tam 9 saat sonra ( 230 km yol )gölü feribotla geçip kente vardık. Garajda inince Klare ile vedalaşıp yarın için otobüs bileti bakmaya başladım.

Mbye için direk otobüs yok. Ya Dar es salaam üzeri var, yada Mobaya üzeri var. Dar benim için daha uygun. Otel ve kenti biliyorum. İyi bir

firma olan İskandinav dan yarın saat  11 için bilet alıp ( 40 dolar acı fiyat geldi ) garaja yakın kötü bir otele yerleştim.

 

Mwanza göl kenarında  ( Victoria gölü )  kurulu büyük ve güzel bir şehir. Şehri gezip internet kafede mailler e bakıp otele döndüm. Elektrik

su yok. Banyodaki kovada bulunan suyla ayaklardaki çamurları falan yıkadım. Su gelince de uzun uzun yıkandım.

 

21. GÜN: 15  ŞUBAT  2006  çarşamba  ( NGARA - DAR ES SALAAM )

 

Yola çıktık. Öğlen yemeği sonrası akşam üzeri bir sınıra geldik.Allah allah. Kenya sınırındayız. Ulan ne işimiz var burada. Sordum. Kenya

üzerinden Dar a gidiyormuşuz.Ben haritadan bakarken serengeti üzerinden gideceğimizi sanıyordum,O yol bozukmuş.Bilet alırken söylemediler.

Bir ülkenin başkentine başka bir ülkenin başkentinden gidiyoruz.Güzel. 20 Dolar transit parasını ödedik.

 

22. GÜN: 16  ŞUBAT  2006  perşembe (DAR ES SALAAM )

 

Gece yarısı Nairobi'ye geldik. Saat 4 gibide Tanzanya sınırına geldik. Vize ücreti falan istemeden  giriş damgasını vurdu. Yine Tanzanya dayım.

Arusha Moshi üzerinden akşam üzeri 5 gibi Dar a vardık. Uzun ve yorucu bir yoldu. Garajdan yarın için saat 6:45 e Mbeya ya bilet aldım.

Geldim ilk kaldığım otele. Kadına  bak bu 3 cü gelişim iyi bir oda ver bari dedim. En üst kat balkonlu bir oda verdi. İndim Klimanjaro birası ve

su alıp odaya geldim. Balkonda biraları içtim.  Tam 30 saat yol gelmişiz.

 

 

Devamı  için tıklayınız....

Ana Sayfa

Afrika Fotoğrafları            Yol videoları      Afrika haritası

 

misafir defteri

Ziyaretçi Defterini Oku       Ziyaretçi Defterine Yaz