Kenya Tanzanya Uganda Ruanda Malavi Mozambik SwazilandGüney Afrika                                                      

 

DOĞU ve GÜNEY AFRİKA (uçak gidiş - uçak  dönüş)        Yazının  devamı ...........

26 ocak / 18 mart 2006

Tanzanya (Dar es Salaam-Zanzibar-Moshi-Arusha-Safari-Serengeti-Ngorongoro-Mwanza-Mbeya)-

Kenya ( Nairobi)- Uganda(Kampala-Kabale)-Ruanda (Kigali) Malavi ( Karonga-Mzuzu-Lilongwe-Cape

Maclear-Blantyre) - Mozambik (Tete-Beira-Vilanculos-İnhambane-Maputo ) - Swaziland (Manzini)-

GüneyAfrika (St. lucia-Durban-Cap Town-Johannesburg )-İstanbul

 

35. GÜN: 01 MART  2006  çarşamba   ( MOZAMBİK - İNHAMBANE )

Sabah 7 :30 da Süleyman'la vedalaşıp şehir merkezine yürüyüp İnhambane( maşiş) minibüsüne bindim.1 çuval kurutulmuş balık var.

Nasıl keskin kokuyor.Yolada indi bindilerdede kova kova balık indirip bindiriyoruz.

 

4 saat sonra maşişe vardık.Burası da sahil kasabası.İndiğim yer de Maputo minibüsleri var.Bir tanesi içinde yolcu var bekliyor. Adama sordum

bu ne zaman gidiyor diye,bir türlü sorumu anlamıyor.Ben anlatamıyorum.İngilizce bilmiyorlar.yarın falan demekte,anladığım kadarıyla.Ama insan

ve eşya yüklü.Anlaşamadık.Minibüslere yakın bir otel buldum.Otel resepsiyonundaki adama sordum.Başka yerden geliyormuş.Gece yolculuğu

olmadığı için burada sabahlayıp sabah erkenden yola çıkacaklarmış.Şimdi anladım.Sabah  saat başı araç varmış.Paniğe gerek yok.

 

Şehrin karşı tarafına,yani körfezin diğer ucuna gitmek için sahilden tekneye binip karşıya geçtim.Yağmur şiddetini  arttırdı,çok bir yer gezemeden

sahildeki bir yerde çay içip geri döndüm.Otelin bahçesinde yağmuru izleyip bira içtim.Yerle su,çamur içinde.Afrika'nın kızıla çalan toprağı ile kaplandı.

 

Çıkıp İstanbula telefon ettim.Ozan,- dayı keşke bende gelebilseydim diye yakınıyor-

Çamur deryalarını aşıp sahilde gözüme kestirdiğim bir yerde çay içerek,karanlık çökene kadar körfezi izledim.

 

Adamın verdiği odayı su basmış,Tavandan akan sular yatağı falan ıslatmış.Başka bir oda verdiler.Oda pek sağlam değil. Yatak üzeri harici,

yer yer sular damlıyor.

 

36. GÜN: 02 MART  2006  perşembe   ( MOZAMBİK - BAŞKENT MAPUTO)

7 saatlik yol,yoldaki  çalışmalar,bazen aşırı hız,tehlikeli sollamalar  hariç yol bir nebze rahat geçti.Başkent Maputoy'a yaklaştıkça geçtiğimiz

şehirlerde görüntü değişti.Daha düzgün ve biraz modern yapılaşma var.

Şehrin dışında garaj gibi bir yerde indim. Cadde üzerinde minibüsçülere gideceğim yerin ismi söyledim. Bir minibüsü gösterdi.Mavin tamam bin dedi.

Gittiğimiz yön şehrin merkeziden uzaklaşmakta gibi.Herhalde dolaşarak gidecek falan diye aklımdan geçirdim.Trafik berbat, karmakarışık.

 15 - 20 dakika sonra yine garaj gibi bir yere geldik.Ulan burası olamaz.Bir kaç kişi sordum ama anlaşamıyoruz.Aradığım cadde Lubamba.

Bu cadde üzerinde bir ucuz hostel var.

 

Haritadan sorumu anlayacak birine caddeyi ve ismini gösterdim.Tamam sen yanlış gelmişsin.Çünkü bu garajında ismi Lubamba.

Sırtta çanta görünce mavin tamam dedi aldı beni buraya getirdi.

Adam beni bir dolmuşa bindirdi.Şoföre de  ineceğim yeri iyice anlattı. Şehrin bir ucundan diğer ucuna geldim.İşlek bir caddenin tam ortasında indirdi.

 Ara sokaklardan sorarak hosteli buldum.Tamamen dolu.Yarın bile boşalacak oda yokmuş.Kadın başka bir hostel ismi verdi.Oraya doğru yürürken

cadde üzerinde Santa Cruz adında bir otele fiyat sordum.En ucuz oda 27 dolar dedi. Zaten hostel 20 dolar.Doluda olabilir. Resepsiyondaki adama

 bir bakayım dedim odaya.klimalı tv li temiz bir oda.Tamam dedim.Okadar kötü yerden sonra 2 gece burada dinlenirim.

 

Resepsiyonist 40-45 arası yaşlarda,sıcak biri.İsmi Faruk ve Müslümanmış.Ülkemi sordu,Türkiye dedim.Müslüman mısın diye sordu.Evet dedim.

Ama "necmi" ismi Müslüman ismi değil diye.Yani dedim,uzatmadım.

 

Klima kendini soğutuyor.Girdim duşa yol yorgunluğunu üzerimden atmak için uzun süre suyun altında kaldım.

Hava karardı.Otelin önündeki cadde geniş ve işlek bir cadde.Fazla uzağa açılmadan karnımı doyurup otele döndüm.

 

Cnn  haberlerde,Pakistan'da bomba patlamış,Bağdat'ta olağan günlük patlamalar ve ölümler devam ediyormuş. Sanırım Kenya'da gazete

binası bombalanmış. Lanet olsun.............

 

 

Tüm kirlileri yıkadım,Saçları kısaltıp Yattım.

 

37. GÜN: 03 MART  2006  cuma   ( MOZAMBİK - BAŞKENT MAPUTO)

Otelin verdiği kahvaltıyı yapıp dışarı çıktım. Otelin sırasında bir bilet acentesine girdim. İstanbul en ucuz 980 dolar var dedi. İnternette

emirrates 612 dolara var dedim.O zaman onların ofisine git sor.Bir adres yazıp verdi.

Cadde kalabalık ve  bir çok restoran kafe mağaza var.Adresi tam 10 kişiye sorarak buldum.Ofisteki kadın daha yüksek fiyat çıkardı.

Nedenini sordum.Güney Afrika parasını Mozambik parasına çevirince daha yüksek oluyormuş.

 

Çıktım ofisten. Yağmur başlamış.Minibüse binip otele döndüm.Yağmur dinice şehrin deniz kıyısana yürümeye başladım.Şehrin caddeleri geniş.

Oldukça genç var.Dolaşıyorlar veya köşe başlarında oturuyorlar.

 

Caddelerin ismi ilginç.Sanki eski demir perde şehri.Vladimir Lenin ,Ho Chi Min ,Kral Marx,Timor Leste,Salvador Allende görebildiklerim.

Ülke bağımsızlık savaşı verdiği zaman Küba Başkanı,Efsanevi lider Fidel Castro ülkeye askeri yardım ve silah göndermiş.

 

Köşe bir kafede çay keyfi yapıp,deniz kenarındaki kaleye geldim.Küçük şirin bir kale. Sahil caddesi okyanusun haşmetli görünüşüyle

güzel bir cadde,ama işlek değil.Bir üst caddesinde gece klübleri ve lüks restoranlar var.

Ara sokaklardan ve güzel bir parkın içinden geçerek otelin olduğu cadde üzerinde gözüme kestirdiğim bir Arap

lokantasına geldim.Şiş kebap,etli sebze yemekleri ve döner yapıyorlar.Lüblan'lılar işletiyormuş.Koca bir dürüm döner yedim.

Akşama da buradayım.

 

Caddenin İşlek bir yerinde oturup çayımı içtim.

Otele döndüğümde oda ücretini ödemek için Faruk beye parayı uzattım.Oda bana,sana indirim yaptım dedi.Sen Müslümansın,

bir yararımız dokunsun gibi bir açıklama yaptı. 27 dolardan 22 dolara indirmiş. Çok teşekkür ettim.

 

Biraz dinlenip Swaziland minibüslerinin kalktığı yeri bulmaya çıktım.Limanın ilerinde şehir stadının oradan kalkıyormuş.

Saat başı varmış 8 dolar adam başı. İyi bunu da hallettik.Sabah erkenden minibüsle gelirim.

 

Pazar yerlerini,ara sokakları dolaşarak,caddeye geldim.Hava karamaya başladı.Lübnan lokantasına gidip etli sebze yemeği yiyip.

 Otele yakın bir yerde bira içip odaya bira alıp otele döndüm.

 

İlk defa camı çerçeveyi kapattım. Hava serin.

 

38. GÜN: 04 MART  2006  cumartesi   ( MAPUTO - SWAZİLAND )

Saat 1 gibi küçük ülke Swazilanda vardım.Bir ucundan bir ucu  sanırım 100 km. Nüfus 1 000 000 kişi

Manzini şehrinden. küçük bir şehir.

 

Ülkeye girişte, pasaport bürosunda,hemen kapı yanında lokum kutusu büyüklüğünde,içinde  prezervatif bulunan bir kutu vardı.

Ülke küçük ama düşünce büyük.

 

Garajdan Mlilwane Wildlife milli park içindeki hostele gitmek için dolmuşa bindim. Oda beni bir kavşakta indirdip başka bir dolmuşa bindirdi.

Oda parkın bulunduğu bir yol sapağında indirdi.Yağmur yağıyor.3 km. yakın ıssız bir toprak yolda yağmur altında yürüyerek orman içindeki

hostele ulaştım.sessiz sakin harika bir yer.Manzara çok hoş.

 

Maputo'da ilk gittiğim hostelde bedava verilen ve tüm Swazilan ve Güney Afrika'daki hostelleri yapılabilecek turları tanıtan bir kitapçık almıştım.

Bu küçük ülkede bile bir çok kalacak hostel var. Zaten Hostel nerdeyse dolu ve çoğu genç gezgin.Herhalde buradan itibaren bu sırt çantalıları çok

göreceğim.

 

Çantayı bırakıp parkın içindeki parkurlarında sessizliğin içinde doğa ile baş başa bir yürüyüş yaptım.Hafif yağmur ve yeşil arazi,dağlar huzur verici.

Ama odam yatakhanenin yanında,gençler felaket gürültü yapıyorlar.nerdeyse hepsi 20-25 yaşlar arasında.

 

Bu hostellerin bir güzelliği mutfaklarının olması,bilumum yemek yapma gereçlerinin olması ve 24 saat çay, kahvenin bedava ve hazır olması.

Fakat hosteller bu ülkede ve Güney Afrika'da pahalı.Tek kişilik odalar 20 - 25 dolar civarında.Yatak haneler genelde 10 dolar civarı.Buradan sonra

sanırım bende dorm usulü yatak hanelerde kalacağım.

 

39. GÜN: 05 MART  2006  pazar   ( GÜNEY AFRİKA- ST. LUCİA )

Sabah biraz yürüyüş yaptıktan sonra,çantayı alıp hostelden ayrıldım.Ana yola yürümeye başladıktan 10 dk. sonra bir araba yanımda durdu.Hollandalı

genç bir çocuk,bin sapağa kadar bırakayım dedi.10 gün bu ülkede tatil yapmış evine dönüyormuş.Araba kiralıkmış.

Beni Manzini sapağında bıraktı.Dolmuşla garaja geldim.Durban'a giden bir dolmuşa binip sahil kasabası St Lucia ya 25 km. kala bir kasabada indim.

Atm den para çekip,nehir ve deniz kenarındaki St Lucia kasabasına vardım. Otellerin ve çeşitli dükkanların sıralı olduğu küçük bir caddesi var.

Bir kaç yere fiyat sordum. 30 dolardan aşağıya yok gibi.

 

Bib's hostel diye bir yer, dorm tipi yani  koğuş oda gecelik 12 dolar dedi. Peki olsun.Kızla beraber odaya giderken sordum.Kaç kişi var diye.

Şuan benden başka kalan yokmuş.Güzel. 4 yataklı temiz bir yer.Odanın önünü yeşillik güzel bir bahçe.  Mutfağı falan tanıtıp resepsiyona gelip

kaydı yaptık.Mutfakta çay yapıp bahçe içtim.Otelin ücretsiz aktiviteleri var.Bunlardan biri saat 6 da güneş batışını izleme için nehir kenarına

götürmekmiş.Çayı içip biraz dinlenip saat 6 ya doğru resepsiyona inip 4 kişi ve ben minibüsle bir otelin terasına gidip güneşin batışını izledik.

 

Marketten bir şeyler almadığım için akşam yemeğini çay-bisküvi ile geçiştirip otelin bahçesindeki bara gidip oturdum.Küçük bir bar.Orta yaşlı 1 bayan,

Avrupalı sanırım,2 genç bayan, 1 erkek, bir barmen, birde otelde görevli genç var.Bir bira söyledim. Barmen kalın bir ot sigarası sarıyor. sarmayı bitirip

yaktı bir nefes çekip en baştaki bayana verdi.Oradan  yana derken 5 dakika sonra bana geldi. Müziğin sesi dibine kadar açık.Bir nefes çektim. Nerelisin

falan derken, yine ot bana geldi.Yok, beni geçin. 1 Bira daha  içip odaya gittim. Bahçede biraz oturup yattım.

 

40. GÜN: 06 MART  2006  pazartesi  ( GÜNEY AFRİKA- ST. LUCİA )

Kuş sesleri ile uyandım.

Markete gidip ekmek,yoğurt,bisküvi,balık konserve,peynir,reçel alıp,bahçedeki masaya kahvaltı masasını kurdum.

Sessiz sakin,sadece kuş sesleri ile keyifle kahvaltımı yayıp saat 12 ye doğru otelin servisi ile sahile gittim.

Uzun bir sahil.Fazla kimse yok. Deniz dalgalı.Değil yüzmek ayakta bile durmak zor. Dalgalarla boğuşup, yorgun düşüp sahile uzandım.

Hatta bir ara dalgaların beni açığa çektiği hissettim.

 

Sahildeki keyifli şeylerden biri, atla sahil boyunca  yapılan turlar.

Saat 2,5 gibi otele döndüm.Saat 4 deki nehir turuna bilet aldım. Kasaba Dünya mirasındaki milli park kenarında kurulu.

Nehirde ve milli parkın içinde bir çok kuş turu ve yırtıcı hayvan barındırıyormuş.

 

Saat dörtte nehir turna çıktık.2saat boyunca,çeşitli kuş türleri,bolca su aygırı ve iri timsahları yakından görme imkanı bulduk.

Güneşin batışı ile sahile geldik.Bahçeye dönüp,çay yapmak için mutfağa girdim.Millet harıl harıl kendi yemeğini yapıyor.Ben konserve

balığa talim edeceğim.Mutfak ve tuvaletler tertemiz. Mutfakta yok yok.Ne isterseniz pişirebilirsiniz.Çay ve kahve sınırsız. Bir nevi ev rahatlığı var.

 

Bahçede çay keyfi yaparken yorulduğumu anladım. Yavaşlığınca yorgunluk ortaya çıktı.

Hafif yağmur başladı. Sundurmanın altına girip, balık sandeviçi yedim.

 

Burası keyifli bir yer, doğa içi şirin bir kasaba.

 

41. GÜN: 07 MART  2006  salı  ( GÜNEY AFRİKA- DURBAN )

Sabah önce St. Lucia ya yakın olan kasabaya,oradan da Durban'a geldim.Minibüsün şoförü siyahi kadındı.Bizi Durban'a uçurdu vallahi.

Kentin kalabalık bir yerinde indim.İsmini bildiğim, sahile yakın hosteli bulmak için sora sora yürümeye başladım.Hint mahallesinden

geçerken,burnuma nefis kokular geldi.Girdim bir yere.Acılı sebze yemeği,salat ve çapati söyledim.Hint usulü çatal kaşıksız yedim.

Sahipleri Pakistanlı imiş.Kent kalabalık ve sokaklar renkli.Hilton otelini sorup o yöne doğru yürümeye başladım.Hostel hilton oteline yakın

bir yerlerde.Tekli oda pahalı.Yine dorm usulü oda aldım.Burada yalnız değilim.Bir kanadalı ve japon var.

Duş alıp biraz dinlendim.Uyumuşum.Öğleden sonra dışarı çıkıp dolaşmaya başladım.G.A nın 3 cü büyük şehri.

Caddeler ter temiz.Hele bir caddenin kaldırım kenarındaki karo taşları harika idi.Afrika sanatını çağrıştıran motif ve renklerle döşenmiş.

 

Birde turist ofisi harika idi.Bir ofis bu kadar güzel olur.Ne arasanız var.bolca bilgi kitapçığı ve haritalar.İstediğinizi bulabilir ve alabilirsiniz.

Otel rehberlerinden hostel rehberlerine,onlarca aktivite broşürü,bölgeler hakkında detaylı içerik ve bilgi. İstanbul da nasıl olmaz böyle bir yer.

İstanbul başlı başına bir kültür şehri.

 

Gün batımına doğru şehrin sahiline indim. Uzun bir sahil ve geniş bir plaj.Sahilde lüx oteller ve apartmanlar var.

Denize doğru   uzun iskeleler var. Sahil boyunca yürüyüş yolları ve değişik kafeler mevcut. Sahilde koşanlar,top oynayanlar,el ele sevgililer,

aileler,atlı polisler,kaykaycılar,kumdan heykel yapanlar ve dev dalgalarla sörf yapan gençler. İskelenin birinde en uca gelip dalga yakalayıp

sörf yapanları izledim.Dev dalganın içine girip sörf tahtasının üzerinde dikilip keyifle 1,2 dakika, dalgayla dalga geçiyorlar,Keyifli bir spor.

 

Dönüş yolunda bir markete girip alışveriş yaptım. Marketten çıktım ve yolu bulamıyorum.Ulan yönü bir türlü kestiremiyorum.Sağa sola derken

ıssız sokaklara düştüm. Kaldığım yere yakın Büyük garden oteli görüyorum.Ama bir türlü o caddeye çıkamıyorum.Bir kaç kişiye sora sora

oteli buldum. Herhalde küçük Afrika şehirlere alıştığım için burası beni yuttu.

 

Durban bu kadar güzelse ,dedikleri gibi  Cap Town - Afrika'nın incisi- nasıldır.

 

Baz-Buz isimli bir minibüs şirketi var.Size kaldığınız yerden alıp diğer şehirdeki kalacağınız yerin kapısına kadar bırakıyor.Sırt çantalılar için

çalışan bir şirket. Hatta blok bilet bile alabiliyorsunuz.İndi bindi sınırsız gibi bir şey.

St. Lucia da resepsiyondaki kıza sormuştum,Durban ne kadar diye.260 rand demişti.Yani 50 usd. Ben geldim Durban'a toplam 70 rand'a,

yani 14 usd.Kapıdan kapıya,ama,Baz-buz  az buz değil yani.

 

Güney Afrika sırt çantalılar için ve maceracılar için ideal bir ülke imiş.Çok değişik alternatifler var.

Dağ,ova,bayır,nehir, deniz,denizaltı,at,bisiklet,kamp,rafting,kano yani  doğa sporları için her şey var.

Biraz pahalı bir ülke.

 

Balkonda çay sigara içiyorum.Japon geldi. Merhaba falan dedikten sonra,sarmış olduğu otu bana uzattı.Çek bir fırt  gibisinden söylendi.

Yok sağ ol dedim,ben sigaraya devam. Ulan bu gezenlerin çoğu içiyor. Herhalde yalnızlık  dostları.

 

Nerden merden sohbet ederken, Kanadalı geldi.Adam tipi tip gibi biri. Üzerindeki gömleğin yarısı yok.Gözündeki kocaman gözlük kırık ve 

lastikle kafaya tutturmuş. Odanın içinde söylene söylene dolanıyor.Sevdiğim tiplerden biri sanki bu dünyadan değil gibi.

Ulan akşam inşallah horlamama dayanamayıp boğazıma yapışmaz.

 

Yan balkonda yaşlı, 50 yaşlarında bir Şili'li amca Japon'la sohbete başladı. Bir ara bana nerelisin diye sordu Türküm dedim.İstanbul,Ankara,

İzmir,Bursa diye saymaya başladı.20 yıl önce gezmiş.

Boynuna bir tespih asmış.Bana  gösterdi ve Ben Müslümanları çok severim gibi bir şeyler söyledi. 100 yakın ülke gezmiş. Ve hala geziyorum

demekte.Geveze ama bir o kadarda genç ruhlu,sevimli biri.Japon'la, anladığım kadarıyla,dünya meseleleri hakkında tartışmaya başladılar.

Belli ki hümanist biri.Dünyayı evi gibi kabul ederlerden.

 

42. GÜN: 08 MART  2006  çarşamba  ( GÜNEY AFRİKA- DURBAN )

Gece rüyamda fotoğraf makinemi çaldırmışım. Polise bir türlü derdimi anlatamıyorum. Sadece hafıza kartını bulun yeter diye yalvarıyorum.

Onca çektiğim fotolar bana lazım mazım derken uyandım.

 

Sabah turist ofise gittim.Uçak bileti için Emirates ofisi sordum. Adam sadece havalimanında bulabilirsin dedi. Yani koca şehirde yomu falan

derken diğer adam gelip bana haritadan bir yeri işaretledi.

Gittim buldum.Uçak bileti satan bir acente. Gençten bir çocuk beni masasına aldı. Bana Johannesburg-istanbul ucuz bilet lazım dedim.

Bilgisayarı kurcalamaya başladı. Emirates 1030 usd civarı.Yunan olimpik havayolları 750 usd. 17 mart uçuşu var dedi.Atina aktarmalı.

Tamam olabilir ama Yunanistan transit vize istiyordum dedim. Yok sanmam siz komşu ülkesiniz isteyeceğini sanmıyorum gibilerden

bir şeyler dedi.Açtı bir kitabı baktı.Sanırım istiyor.Dur birde konsolosluğu arayayım dedi ve telefon etti. İstiyor.

 

Peki sen nereyi aradın diye sordum. Hemen arka cadde dedi. Dur ben bir gidip konuşayım dedim ve çıktım.Bir binan 11 katı.Zile bastım.

Kapıyı bir bayan açtı. Derdimi söyledim.pasaporta bakıp birine seslendi. Gelen adam Türkçe

-  hoş geldin, iyi günler - dedi. Adam Ankara'daki Yunan konsolosluğunda görev yapmış.Duru anlattım.Şu formu doldur,bir resim ver,cuma

gel al dedi.Ama bana yarın uçak biletinin fotokopisini getir, dedi.

 

Döndüm bilet ofisine.Tamam kes bileti dedim. Aldım bileti çıktım.İnşallah komşu kıllık yapmaz.

 

Hint mahallesine  gidip aynı lokantada, bamya nohut salata ilke karnımı doyurdum.

 

17 mart  akşam 20 de uçuş..... Cap Town'a fazla zaman kalması için Port Elizabeti atlamam  lazım. Buradan direk Cap Town,daha sonra Johannesburg.

 

Hostele dönüp,resepsiyondaki çocuğa baz-buzun Cap town fiyatı sordum. Maksadım lokal otobüs fiyatıyla karşılaştırmak. Aynen cevap şu,kazık.

Bana otobüs garajını tarif etti.Hilton otelini geç çapraz caddede karşına çıkar.

City of city acentası ucuzdur,dedi.

 

Aldım suyu muyu,sigarayı geldim hilton otelinin önüne. Çapraz, sol sağ derken garaj önüme çıktı.Küçük bir yer.

Acenteyi buldum. Her 2 şehir için de biletimi aldım. Her ikisi de gece yolculuğu.Otel parası yok.

 

Ayakları dinlendirip sahile indim. Kalabalık ve renkli.Sörf yapanları izleyip sahil yorunca yürüyüş yaptım.

 

Dönüşte pişmiş balık kızarmış patates ,soğan domates alıp,hostelin bahçe gibi avlusunda yemeği yedim.

 

Japon gitmiş,Slovakya'lı biri gelmiş.

 

 

Gezinin   ilk sayfa  için tıklayınız....                                                                                  Sayfanın devamı  için tıklayınız >>>

Ana Sayfa

Afrika Fotoğrafları               Yol videoları               Afrika haritası

Mail  :  necmi@necmitoraman.com