Kenya Tanzanya Uganda Ruanda Malavi Mozambik SwazilandGüney Afrika                                                      

 

 

Tanzanya - Kenya - Uganda - Ruanda - Malavi - Mozambik - Swaziland - GüneyAfrika

Uçak Gidiş - Karadan Gezi - Uçak  Dönüş   26 ocak / 18 mart 2006

 

Tanzanya (Dar es Salaam-Zanzibar-Moshi-Arusha-Safari- Serengeti-Ngorongoro-Mwanza-Mbeya)- Kenya ( Nairobi)- Uganda(Kampala-Kabale)-

Ruanda (Kigali) Malavi ( Karonga-Mzuzu-Lilongwe-Cape Maclear-Blantyre) Mozambik (Tete-Beira-Vilanculos-İnhambane-Maputo ) - Swaziland

 (Manzini)Güney Afrika (St. lucia-Durban-Cap Town- Johannesburg )-İstanbul

 

43. GÜN: 09 MART  2006  perşembe  ( GÜNEY AFRİKA- DURBAN - CAP TOWN )

 

Sabah saat 11're doğru konsolosluğa gittim.Çıktım 11. kata girdim içeri.

Kadına bilet fotokopisi getirdiğimi söyledim. 2dakika sonra dünkü görevli geldi.Fotokopiyi uzattım. Gel benimle dedi ve beni odasına götürdü.

Senin vize hazır.Al pasaportunu,demez mi. Transit değil, çoklu girişli 1 aylık şengen vermiş.Komşu kıyağı böle olur.Teşekkür edip,doğru garaja

gittim.Biletin tarihini yarından,bu akşama aldırdım.

Cap Town'da 4 tam günüm olacak.

 

Sahilde bir yer bulup okyanusa karşı biraları yudumlayıp,hostele gelip çantayı alıp garaja geldim. 17:45  otobüs hareket etti. 20 kişi kadarız.

İşin ilginç tarafı,şirket ofisi lüx,bilet bilgisayardan çıkıyor,çalışanlar şıkır şıkır. gel gör ki bilette koltuk numarası yok.  Bilet satan bayana sormuştum.

İstediğin yere oturabilirsin.Yani erken gelen cam kenarını kapar hesabı.

 

Gerçekten; otobüs geldi ve kapıda sıra olduk.Otobüs şoförü tek tek kontrol ederek içeri aldı.

 

44. GÜN: 10 MART  2006  cuma  ( GÜNEY AFRİKA-  CAP TOWN )

 

Sabaha karşı bir kabada uyandım.

Gün boyu çok güzel kıyı, koylara kurulu kasabalardan geçtik. Hepsi tek tek gezilecek kadar çekiciydi. Sanırım ismi Willnesd olan yer çok hoş bir yerdi.

Yolculuk 22 saat sürdü.Merkezde kalacağım Long street caddesine yakın bir yede indim. 5dk. sonra cadde üzerindeki ilk gözüme çarpan 

Castel hostele girdim Temiz güzel bir yer. Koğuş tipi dorm odada  kalmak istediğimi söyledim. Çok kalabalık mı  diye sordum. 4 bayan varmış.

Brezilyalı, İrlandalı,2 Hollandalı var. Tamam fazla kalabalık değil. Çantayı bırakıp dışarı çıktım. Temiz düzenli lüx bir cadde. Alışveriş yapmak için

market aramaya başladım.Cadde boyunca ilerleyip sağa sola bakarak ara bir yerden  bakkal gibi bir yeden alışveriş yaparak hostele geri döndüm.

Cadde üzerinde bir çok hostel mevcut. Belli ki şehir gezginlerin uğrak yerlerinden.

 

Hazırladığım yemeği caddeye bakan balkonda yerken,yanıma hostel sahibi geldi. Cadde akşam festival varmış.Caddenin sonunu daha eğlenceli

ve kalabalık olacağını söyledi. Zaten  balkondan bir hareketliliğin olduğunu sezebiliyordum.

Yemeği bitirip fotoğraf makinesini alıp caddenin sonuna doğru yürümeye başladım.Yenin yeni hareketlilik başlıyor.

 

Konser standları,cadde üstü barlar,çeşitli aksiyonlar.sokak müzisyenleri,dansçılar. Bir bar tezgahına yanaşıp bira alıp geleni gideni izlemeye

başladım. Yavaş yavaş cadde tıklım tıklım oldu. Dans müzik içki ilerleyen saatlerde birbirine karıştı. Deli gibi dans edenler bağıranlar çağıranlar,

sevişenler,yerlerde sürünenler, Bir yandan polis içki içen  yaşı küçükleri topluyor. Diğer yandan da uyuşturucu içenleri.

Yanımdaki köşede  oldukça genç sayılacak bir gurup esrar çekiyorlardı. Aniden polis geldi.Elerindekileri aldı, ceplerini falan aradı bağırdı çağırdı gitti.

 

Yani caddenin sonu kötü. Bende bayağı bir içip sonum kötü olmadan hostele döndüm. Balkondan geleni geçeni sarhoşları izledim.

 

45. GÜN: 11 MART  2006  cumartesi  ( GÜNEY AFRİKA-  CAP TOWN )

 

Sabaha turist ofise gidip,Robben adası için saat 11 'e feribot bileti aldım.Nelson Mandela'nın hapis yattığı meşhur ada. Feribot, şehrin en hareketli

yeri olan Waterfront 'un oradan kalkıyormuş.

Pazartesi içinde tam gün cap town turu için bilet aldım. Aynı Durban'daki gibi bu turist ofiste harika bir yer.İçersi en küçük kasabaya kadar broşür

harita dolu. Görevliye  en ucuz tur nasıl yaparım diye sordum. Tüm alternatifleri sıraladı ve 4 - 5 tane acenteye telefon ederek en uygun olanı buldu.

390 rant,yani 80 dolara bir acenteye rezervasyon yaptık. Feribot biletini  veren kadında, beni bir harita karşısına götürdü ve kalkış yerini,detayları

bir güzel anlattı,Tabi anladığımı kadar anladım.

 

Ofisten ayrılırken,bir sorununuz olursa veya planınız olursa çekinmeden geliniz gibi de tekrarladılar. Beni salak gördüklerini zannetmiyorum.

Yani ,tarih,kültür,doğa ülkesi olan bir ülkede yaşayan ben,istanbulda böyle bir olmadığını görmediğim için,üzerime alındım !!!

 

Caddeleri ara sokakları gezerek,feribot kalkış yeri olan waterfronta geldim.Burası başlı başına,gezilecek keyifli zaman geçirilecek bir yer

olarak tasarlanmış. İskele civarı biraz zaman geçirerek 4 nolu feribota bindim. Yarım saat sonra Cap Townun güzel  manzarasını arkamızda bırakarak

adaya ulaştık.

Nelson Mandela bu adada diğer direnişçilerle birlikte yaklaşık 27  yıl tutsak kalıyor.Irkçılığa karşı mücadelesini 71 yaşında hapisten çıktıktan sonrada

sürdürmüştür. Güney Afrika; siyah ve beyazın bir arada yaşadığı demokratik bir ülkedir. Ama  kentte gözlemlediğim,bu eşitlik pekte olduğu söylenemez.

 

Büyük işler mağazalar  falan yine beyazların ellerinde.....

 

Otobüslere binip ada turuna başladık. Hücreler,nerdeyse 2 adıma 2 adım genişliğinde dar yerler. Girişten 4 cü hücre Mandela'nın hücresi.

Geniş olmayan koridorları ve bir bahçesi var. Bizlere bunları anlatan adada hapis yatmış eski bir mahkum.Bizi girişte karşılayıp hücreleri tanıttı.

 

Adanın taş kırma ocaklarına geldik. Burada bir yerde patates büyüklüğünde taşların üst üste istiflendiği bir taş yığını vardı.

Nelson Mandela ve arkadaşları 5 yılda bir gelip buraya taş koyuyorlarmış. Son mahkum ölene dek bunu sürdüreceklermiş.

 

Adanın bir sahilinde penguen sürüsü yaşıyor.guruptan ayrılıp hayvanları izlemek ve yakından görmek için ayrılan kısma gittim.

Dimdik yürüyüşleri, dünya umurumuzda değil tavırları,temiz smokinleri,sağa sola yalpalayarak yürüyüşleri ile bu hayvanları hep sevmişimdir.

Bunları yakından ve kendi evlerinde görmek beni sevindirdi.

 

Tekrar adadan waterfronta döndük. Burası liman kenarına kurulu,küçük bir kanalı olan,deniz aslanlarının merdivenlere çıkıp güneşlendiği,

sokak müzisyenlerinin,dansçıların,gösteri yaparak para kazanan gezginlerin,lüks kafelerin,alışveriş mağazalarının,bolca hediyelik eşya satan

 dükanların barların olduğu bir yer.

Ayrıca dev akvaryumda buraya yakın bir yerde.Yarın burayı gezmeyi düşünüyorum.

 

Amfi tiyatroda kısa film gösterimi vardı.Ama yağmur başlayınca iptal edildi.Biraz daha dolaşıp hostele döndüm.Duş çamaşır ve biraz dinlendim.

 

Saat  10 gibi caddenin sonuna doğru canlı müzik yapan bir bara girdim.Caz  müziği yapan bir yer. Gece saat 1' e kadar takılıp.Kenardan kenardan

hostele döndüm.

 

 

46. GÜN: 12 MART  2006  pazar  ( GÜNEY AFRİKA-  CAP TOWN )

Geç saate kalkıp televizyon odasına geçtim.  Odadaki bayanlardan bir şikayet yok sanırım. Yani horlamam dayanıyorlar galiba.

Brezilyalı sıcak biri, sanırım buralarda bir yerde çalışıyormu okuyor mu, yani pek gezgin gezen tipi durumu yok.Bolca selamlaşıyoruz, o kadar.

 

Hollandalılar erkenden çıkıp akşam geliyorlar.Gezme derdinler.

Hostel sahibi sıcak biri. Devamlı spor programı açık ve ne zaman görsem 2 dilim ekmek üzerine reçel ve kahve içiyor.

 

Şehrin ara sokaklarını ve botanik parklarını gezmeye başladım.Şehir gerçekten güzel bir şehir.2 de müze gezdim.

Yol kenarında durup karşıya geçmek için beklerken, arabalar durup geçmem için işaret  ediyorlar. bir kaç kez yaşadım bu olayı. Sanki embesil bir

görünüm mü var da durup geç diyorlar. Kendimi arabanın önüne atacak bir tavır mı sergiliyorum. Tabi biz alışık değiliz. İstanbulda kaldırımlar dahil

yollar  araçların.

 

Bir market bulup öğlen için melemen malzemeleri alıp hostele döndüm.  Mutfağa girip karışı hazırlayıp tavayı ateşe koyup  televizyon odasına geçtim

Sehpanın üzerinde bir gazetenin tatil eki var.Baş sayfada koca bir resim, Ayasofya camisi. Editor bu haftaki yazısında İstanbulu tanıtmış.

Gidip muhakkak görülecek yerleri yazmış. Hoşuma gitti. Hostel sahibine gösterdim. Bu şehir yaşadığım yer.

 

Balkona masamı kurdum,melemeni alıp masaya oturdum. Hostel sahibine gel bir tabak vereyim tat.Bakalım beğenecekmişsin dedim. Geldi

bir tabak verdim.Hepsini yedi.Beğendim dedi. Yani ekmek reçel den daha iyi...

 

 

Çay keyfi yapıp,şehrin diğer bir bölgesi olan sahil kısmına gittim. Lüks caddesi ve sahilde lüks apartmanları olan bir bölge. Birde bisiklet yarışı

varmış. Renkli  adamlar ve tipler vardı. Hatta Afrika'ya bisikletle gelen gezginler bile katılmış.Halk onları, şaka yollu şamatalı alkışlıyor.

 

Atlantik okyanusunu soluma alıp sahil boyunca uzun bir süre yürüdüm.Yer yer sahile vuran sert okyanus dalgalarını izledim.

 

Döndüm Waterfront'a.Pazar ve kalabalık. Daha çok insan ve daha çok aktivite,gösteri var.

 

Gittim dev akvaryuma.Özelliği, her 2 okyanus balıklarının bulunması.Hint ve Atlas okyanusları. Gerçekten büyük ve çeşit fazla.

Özellikle köpekbalıklarının bulunduğu dev akvaryum harika.Resmen deniz içi gibi izleye biliniyor.

 

Hostele dönüp,dinlendikten sonra aynı bara gidip geç vakte kadar içtim.

 

47. GÜN: 13 MART  2006  pazartesi  ( GÜNEY AFRİKA-  CAP TOWN )

Cap Town turu için Saat 9 da minibüs geldi.2çift var. Çinli ve Malezyalı.

İlk durak,Hout bay körfezi.20 dakikalık bir yolculukla,kayalık bir kıyı şeridindeki Fok sürülerini görmeye gideceğiz. Rehber gişeden biletleri aldı ve

Türkçe broşür istedi.  Kafayı bir uzattım her dilde var. Helal olsun.

Yan gelmiş yatanlar,dalıp çıkanlar,atlayanlar,boğuşanlar, yani fokların keyfi yerinde.Sevimli hayvanlar.

 

Tekrar minibüse binip,Cape point burnuna kadar olan sağlı sollu kasabaları gezdik. Bunların içinde 2 yer çok güzeldi. İlki Muizenberg,diğeri ve çok

hoşuma giden Simon's Town. Buranın evleri çevresi güzel,ama en güzeli penguenlerle birlikte aynı kumsalı paylaşıp yüzmek.

Buradaki bir restoranda penguenleri izleyerek balık bira keyfi yaptık.

 

Gezinin asıl durağı Cap Point ve ümit burnu ( cape  of  good  hope ). Aslında Afrikanın en uç kısmı Cape Agulhas mış.

Cap Pointe'de bir milli park ve koruma altında.Bitki florası, babun maymunları, ve zebraları görmek mümkün.

 

Minibüsle burna çıkmak için oldukça kalabalık bir yerde indik. Teleferik var ama çoğu insan yürüyerek okyanus manzaralı yolu tercih ediyor.

Başladım yürümeye manzara harika,ah birde kalabalık olmasa. Fenerin bulunduğu yere geldim.buradan sonra bir burun daha var.oraya kadarda

yürüdüm.Ama bir burun daha varmış.

 

Buranın özelliği her 2 okyanusu görebilmemiz.Sol taraf Hint Okyanusu,Sağ taraf Atlas okyanusu. Buradan son durağımız olan ümit burnuna geldik.

Tahta tabela üzerinde koordinatlar yazıyor.Değil fotoğraf çekmek görmek bile nerdeyse imkansız.Millet sırayla resim çekiliyor.

 

Saat 6 gibi şehre döndük. Balkona akşam yemeğini hazırlayıp,yemekten sonra çay keyfi yaparak vakit geçirdim.

Ozi ve zeynep aklımdalar. 4 gün sonra hasret bitecek. İkisine de abartarak aslam maslan saldırdı kaçtım,falan gibi abartarak anlatacağım.

Canlarım benim.

 

48. GÜN: 14 MART  2006        salı          ( GÜNEY AFRİKA-  CAP TOWN )

Malavi - Maputo arası beni bayağı yormuştu. Şimdi Cap Town da sanki tatildeymişim gibi geliyor.

 

Sabah kahvaltısından sonra balkonda  uzun süre oturup, sanat müzesini,arka sokakları gezip botanik parkında  dinlendim.

Lüks binaların ve sitelerin çevresi yüksek duvar veya elektrikli tellerle kaplı.Bazı binaların sitelerin önünde 1,bazılarında 2 güvenlik görevlisi var.

Caddelerde 4 atlı  2 kol devriye geziyor. Belli ki tehlike fazla ve siyah - beyaz zıtlaşması devam ediyor gibi.

 

Akşam yemeği hazır kuru  fasulye ve çorba yapıp yedim. Yemekten sonra vakit geçirmek için birşeyler içmek için Waterfort a gittim.

Avustralyalı  bir gezgin genç iyi bir sokak şov yaparak iyide para topladı. İyi iş her iyi şehirde parayı topla ve devam et.

 

Burada hediyelik eşya mağazaları bayağı pahalı. İyki diğer ülkelerden bir kaç mask ve objeler almışım. Gerçi hostelin arkasında kurulan ve

sadece otantik eşyalar satan tezgahlardaki masklar gerçekten orjinaldi ve tabiki pahalı 1 000 dolar  civarı, 5 000 dolara bile var.

Gerçek tüy ve kıllardan derilerden ve antika ağaçladan yapılma iyi masklar.

 

Ucuz bir yerde biramı içip  hostele döndüm. Yarın sabah Son şehir Johnesburg'a geçeceğim.

 

49. GÜN: 15 MART  2006     çarşamba    ( GÜNEY AFRİKA-  JOHNESBURG )

Tıraş ve duş alıp garaja gittim. 11 de kalkacak otobüs 11:45 de kalktı. Önde ayaklarımı uzatabileceğim bir yere oturdum.

Otobüs yarıya kadar dolu. Nerdeyse tek beyaz benim. Şehri çıkana kadar bir kaç semte daha uğradık.

 

Otobüs molalarını büyük shell istasyonlarında veriyor. Burada tüm ihtiyaçları karşılayacak her şey var lüks lokanta ve fast foodlar.

Öyle sırf yemek için durulan bir yer yok.

 

50. GÜN: 16 MART  2006     perşembe    ( GÜNEY AFRİKA-  JOHNESBURG )

 

Sabah 8 gibi  garaja geldik. Kalabalık bir yer. Garajın bekleme yeri,üstü kapalı orta yerinde banklar bulunan ve küçük küçük yemek satan

bir çok dükkanın olduğu yarım futbol sahası büyüklüğünde bir yer.Bende karnımı doyurmak için bir şeyler aldım.Ama onca bankın içinde oturacak yer bulamadım.

 

Yürüyerek şehir merkezine geldim. Şehrin için de hostel yok gibi bir kaç otele fiyat sordum oldukça pahalı. Kentin havalimanı şehrin dışında Kempton

park denilen yerde. Hostellerde burada bulunuyor. Bende şehri gezip Kempton park a gitmeye karar verdim. Şehir acayip kalabalık ve sanki sırf

siyahlar yaşıyor gibi. Fotoğraf çekip Gandi meydanında dinlendikten sonra  minibüsüne binip Kepton park a geldim.

Villasının  bir odasını dorm tipi yatakane yapmış bir yer buldum.Bahçeli geniş villa tipi bir aile evi.Zaten ailede burada yaşıyor. Evi hep beraber kullanıyoruz.

 

Johnesburg, Güney Afrikalı yazar Alan Paton'un romanın başladığı şehir. Kitabını okuyup ve sinema uyarlamasını izlediğim bu roman siyah-beyaz ırk ayrımı

ve Güney Afrika'nın sorunlarını anlatıyordu.

 

Yaşlı papaz oğlunu aramak için Johnesburg dışına çıkar. Oğlunu bulur.Ama oğlu siyah dostu bir beyazı öldürmüştür.

 

Filmdeki duruşma sahnesinde,savunmasını yaparken,  siyah genç şunu ısrarla söyler.Korktum....Korktum....

 

Şimdi bu korku var mı , yok mu, bilmiyorum.

 

Ama, kimsenin kimseden korkmadığı,eşit hak ve özgürlüklerin olduğu bir dünya..... Dünya böyle olmalı

 

Kasabanın  küçük merkezini gezip  hostele geri döndüm. Bahçede oturup bolca çay içtim.

 

 

51. GÜN: 17 MART  2006     cuma   ( GÜNEY AFRİKA-  JOHNESBURG - KEPTON PARK )

 

Öğlene kadar internetle oyalanıp hostelin servisi ile havalimanına gittim. Bira içip vakit geçirip uçağa bindim.

 

52. GÜN: 18 MART  2006     cumartesi   ( ATİNA İSTANBUL  )

 

Sabah Atina -İstanbul aktarması için havalimanında pasaport işlemleri için kuyruğa girdik. 2 masa çalışıyor ve kalabalığız.

Bizden başka inen uçaklarda varda.Millet söylenmeye başladı. Hatta baba bir yunanlı bağırmaya çağırmaya başlayınca görevli geldi ve

 müdahale edip bir masa daha çatı.

 

Görevli  Yunanlı ve avrupa vatandaşları buraya ayrılsın dedi. Beni ve diğer Arap , siyahi kökenlileri diğer tarafta sıra yaptı. Ulan uzadıkça uzadı

işlemler. Bazı Araplara ve diğer siyahilere gelip gelip soru soruyorlar,falan filan. Nerdeyse uçağı kaçıracağım çok az bir vaktim kaldı. Başka itiraz edenlered

bekleyin ne yapalım gibi cevaplar veriyorlar.

 

Diğer kuyruk nerdeyse bitti.  Girişi yapıp bileti okeyletmek için kontuar arıyorum ama İstanbul uçuş işlemlerini yapan desk kapanmış.Apar topar bir bayan

işlemleri yaptı,koşarak kapıyı buldum. Nerdeyse Atinada zorunlu misafir olacaktık.

 

Yeğenlerim  karşıladı beni. Özlemişim. 

İstanbuldayım artık

 

 

Gezinin   ilk sayfa  için tıklayınız....  

Ana Sayfa

Afrika Fotoğrafları