Kenya Tanzanya Uganda Ruanda Malavi Mozambik SwazilandGüney Afrika                                    

 

DOĞU ve GÜNEY AFRİKA (uçak gidiş - uçak  dönüş)                                             Yazının  devamı ...........

26 ocak / 18 mart 2006

Tanzanya (Dar es Salaam-Zanzibar-Moshi-Arusha-Safari-Serengeti-Ngorongoro-Mwanza-Mbeya)-

Kenya ( Nairobi)- Uganda(Kampala-Kabale)-Ruanda (Kigali) Malavi ( Karonga-Mzuzu-Lilongwe-Cape

Maclear-Blantyre) - Mozambik (Tete-Beira-Vilanculos-İnhambane-Maputo ) - Swaziland (Manzini)-

GüneyAfrika (St. lucia-Durban-Cap Town-Johannesburg )-İstanbul

 

 

23. GÜN: 17  ŞUBAT  2006  cuma  (DAR ES SALAAM - MBEYA)

Sabah 7:30 yola çıktık. Akşam 5.30 gibi Mbeya ya vardım. Yol rahat ve manzaralı idi. Tanzanya'nın Güneydoğusu bayağı yeşilmiş.

Bol  nehir vardı.

Garajda inip yarın için sınıra bilet aldım. Sınır sanırım 1,5 saat falan sürecektir. Ucuz, garaja yakın bir yere yerleştim. Tüm garajlar gibi

burası da basit bir. Garaj ve çevreleri  pek güvenli yerler değil. Ama şimdiye kadar kötü bir olay veya tartışma

yaşamadım.İnşallah böyle gider. Rotayı yarıladım sayılır. Biraz yorgunluk var.

 

Gezilecek bir yer yok. Garaj zaten şehrin biraz dışarısında.Garajı ,geleni gideni gören bir yere oturup izlemeye koyuldum.

 

Odada yırtılan pantolon ve çantadaki sökükleri diktim. Terlikleri Dar da diktirmiştim.

Tanzanya da son gecem,ülkeyi Kuzeyden-Güneye,

Doğudan Batıya geçmiş oldum. Tahminim, yollar ne gösterir bilinmez, 30 gün sonra Cap Town a varırım.

 

24. GÜN: 18  ŞUBAT  2006  cumartesi  (MALAVİ - KARONGA )

Tam yatma vakti, sarhoştu herhalde, benim oda kapısı dahil bazı kapıları yumruklayan biri vardı,Oteli ayağı kaldırdı. Zaten tekin bir yer

değil . Kapı arkasına ne varsa yığdım. Diken üstünde uyumuşum.Yine gece yarısı biri kapıyı zorluyor.Fırladım, kapıya vurarak sert seslerle

cevap verdim. Yine sarhoşun biriydi galiba. Sabahı zor ettim.

Saat 7 de minibüs kalkacak,hava aydınlanır aydınlanmaz kendimi dışarı attım.Bilet aldığım yere geldim. Bekle bekle minibüs yok.Sağa sola

soruyorum,anlayan falan yok. Garaj çıkışındaki polise gittim. Oda birine sordu falan derken yarım saatten fazla bir zaman geçti.

Tam ümidi kesmişken bir minibüs garaja girip, beni aldı.

 

Yav ne panik olursun Afrika'nın ortasında tam saatinde ne kalkacak, ne bekliyorsun.

Sakin ol işte ,bu olmaz başka minibüs olur. Nerde dinginlik, nerde kaldı sakinlik.Senin geldiğin yerde belki her şey tıkırında olabilir ama şimdi

buradasın.

Cadde gibi bir yere gelip 1,5  saatte orada yolcu bekledik. Tam dolunca da hareket edip, 2 saat sonra  sınıra geldik.

Çıkışı, girişi yapıp en yakın kasaba olan Karonga minibüsüne bindim. Tıka basa insan,tavuk, balık, sebze, sepetleri kucakta gidiyoruz.

Yolda durdu,  tıka basa dolu arabaya 3 bayan aldı, sonra 1 erkek ve bir sürü kovası var. Bunlarda sığdı minibüse. Yolda 3 kere polis noktasında

durduk.Her noktada inip biniyoruz.Ama her inip binmemiz yüklerin ve insanların tekrar tekrar yerleşmesi demek.Herkes memnun, bende..........

Malavi halkı güler yüzlü, yardımsever sıcakkanlı geldi bana.

 

Tam kasabaya 5 km kala durduk.Mazot bitmiş.  Mavin 1 bidon alıp gitti.15 dk. sonra geldi. Doldurdular mazotu, ama araba çalışmaz. İtmeler

vurdurmalar, nerdeyse ite ite kasabaya geldik.Burada nerden geldin nereye gidiyorsun sen kimsin nerdensin gibi sorulara cevap veriyorum.

Yollarda fazla gezgin yok.Tek tük karşılaştıklarım oldu.Ama öyle çok kişiye rastlamadım. Afrika zorlu bir yer,Ama yinede daha çok kişi görmeyi

umardım. Asya ve Uzakdoğu sırt çantalı kaynıyordu.Nerdeyse hep beraber yolculuk yapıyorduk.

 

Kasaba göl kenarında kurulu küçük dağınık bir yer.Bir bisikletli çocukla anlaşıp beni göl kenarında bir motele götürmesini söyledim.

Göl kenarında kamp - site bir yere yerleştim. Uzun bir sahili var.Sahil hareketli. Balıktan dönenler,balığa çıkmak için hazırlanan balıkçılar,çamaşır yıkayan

kadınlar,çırılçıplak yüzen kara çocuklar.Bol bol fotoğraf çektim.

2 Etopyalı mülteci ile anlaşabildiğimiz kadar sohbet ettik. Ülkelerindeki baskıdan kaçıp buradaki mülteci kampına sığınmışlar. Cebimdeki malavi

 parasını yarısından çoğunu  verdim.

 

Malavi küçük ve fakir bir ülke.Geçim kaynaklarından biride Afrika'nın üçüncü büyük gölü olan Malavi gölündeki balıkçılık.Ülke yeşillik ve

 sanırım azda olsa tarım var.

 

Afrika'nın nerdeyse % 90 ı fakir. Kıtanın en büyük sorunu açlık ve sağlık. Bebek ölümleri çok yüksek. Ve ara sıra büyük boyutta oluşan kıtlığın

getirdiği açlık, en üst safa da yaşanmakta. Unicef ve dünya gıda örgütünün yardımları yetersiz . Bazı ülkelerin yönetiminde bulunan

diktatörler ülkelerini borç batağı içinde yönetmekteler. Buda fakirliğin baş nedeni. Gelişmekteki ülkelere yapılan borç silme baskısı azda olsa

etkisini göstermekte. Ama yetersiz.

 

Buraya kadar geldiğim bir çok şehirde 2. el giysi pazarları vardı. Zaten özellikle gençlerin üzerindeki pantolon ve gömleklerin Afrika'da satılmak

için getirilmiş 2. el kullanılmış, eski, modası geçmiş acayip biçimli, renkli, kıtaya has olmayan  giysilerle  dolaşıyorlar.

Bu 2. el giysi pazarında lider Amerika ve iyi bir gelir elde ediyor.Avrupa ülkelerinden de hatırı sayılır bir mal geliyormuş

 

25. GÜN: 19  ŞUBAT  2006 pazar  (MALAVİ - MZUZU )

Sabah tuvalete girdim,kurbağa dolu. Büyük küçük kaçışmaya başladılar. Sarı renkli baş parmak kadar olanlar sevimli.

Mzuzu'ya geçmek için minibüse bindim. 250 km. 4-5 kere polis kontrolü hariç, yol şimdiye kadar yaptığım en zevkli yolculuktu.Bazen göl manzaralı 

bazen dağ manzaralı bol yeşilli yol.

 

Malavi girişini yaparken bir kağıt verdiler. Bu kağıtla birlikte 5 gün içinde Mzuzu da vize paranı öde demişlerdi. Garajda  inince sordum.Tamda

önündeymişim. Ama bugün pazar ve kapalı. Bisikletli bir çocuğa merkeze götür dedim. Yolda bir yer gözüme takıldı. İndim sordum,  2 dolar basit 

kötü bir yer. Aldım odayı.

Kaldığım yerler genelde tek katlı, yan yana odalı, ortada avlusu olan yerler. " Rest House " isimli yerler, misafirhane gibi.

 

Otelin yanında bar var.

 

Odayı veren kadın sanırım orayı da işletiyor. İçeri girdim. Loş ışıklı, basit  tahtadan küçük masalar, tahta tabureler, ayrı bir yerde 1 masa Amerikan

bilardo masası var. Çuhası falan yırtık, bayağı yıpranmış bir masa. bir bayan ve bir genç oyun oynuyorlar. Barda yaşlı bir amca bira içiyor.

2 - 3 bayan genç erkeklerle bira içiyor.  Barda  içki şişeleri dizili , onların hemen yanında  kutu kutu prezervatif var. Burası bar pavyon ve genel ev galiba.

 Bir bira alıp, beni izleyen meraklı gözlerle, bende bilardo oynayanları izlemeye koyuldum.

 

Şehir dağ yamacına kurulu yeşillik bir yer. Dağınık pazar yerleri ve bol sokak yemekçileri var.Klasik tavuk, patates et şiş.Köşedeki büyük markete gidip  

ıvır zıvır alıp, köşede duvar üstüne oturdum. Satıcılardan bez üzerine yağlıboya Afrika halkının yaşamını anlatan bir kaç parça hediyelik aldım.

Ara sıra uyuşturucu satıcıları avuç içinde gizledikleri malları göstererek satmaya çalışıyorlar. Her yerin belası uyuşturucu.

 

Hava karadı odaya girdim. Saatler geçtikce gelen giden gürültü patırdı arttı. Yarı genel ev gibi hareket var. Evet; bayan sesleri, kahkalar falan filan.

 

26. GÜN: 20  ŞUBAT  2006 pazartesi  (MALAVİ - LİLONGWE )

Sabah 8.30 da vize ödemem  bitti. Lilongwe minibüsü tam 3 saatte doldu. Garajdaki seyyar satıcılarla ahbap olduk.Ondan bundan ye, iç, otur kalk,

zaman zor geçti. Ülkeye girdiğimden beri yağmur devam ediyor. Yolda bir yağdı, silecekler yetişmiyor. Yeşillik dağ manzaralı, küçük Afrika

köylerinin içinden, kenarından geçerek akşam üzeri şehre vardım.

 

Ülke gibi, şehirleri de  küçük. 45 dolardan başlayıp en son  10 dolara pahalı sayılabilecek bir yer buldum. 4-5 gecedir kalacağım en yerlerden biri.

Ama bol sivri sinek var. Rahat duş alabileceğim yeri bulunca suyun altından çıkmadım.

 

Çıktım odadan bir internet kafeye gittim. Zeynep burnundan ameliyat olmuş. Keşke amcamda burada olsaydı diye mırıldanmış.  Çıktım  bir telefoncuya

telefon etmek için girdim. Ulan numara aklıma gelmez. Düşün taşın yok.

Bu Hindistan'da da olmuştu. Kafa temizleniyor galiba.

 

Bir kaç cadde gezip otelin restoranına geldim.Bol yeşillik, bahçe içinde güzel bir yer.

Biftek kızartma bira söyleyip yemeğe başladım. Karşımda beyaz bir amca, oda keyifle yemeğini yerken bir ara garsona işaret edip yanına çağırdı.

Garson gidip bir süpürge ile geri döndü. Kol uzunluğunda  yılanı sürükleye sürükleye dışarı attı.

 

 

27. GÜN: 21  ŞUBAT  2006 salı   (MALAVİ - LİLONGWE )

Sabah kalkıp direk Mozambik konsolosluğuna gittim. Aynı gün hemen veriyor. Verdim pasaportu, öğleden sonra gel al dediler. 500 mt. ilerideki

Zimbabwe konsolosluğuna  geçtim. 7 iş gününde veriyorlar. O kadar, bu şehirde kalamam Victoria şelaleleri başka zamana kaldı.

 

Döndüm merkeze. Ali Baba adında  bir Take Way gözüme ilişmişti. Caddeye bakan kısmına oturup kahvaltı yaptım. Hava  kapalı. Yağdı yağacak.

 Şehirde tarihi eser müze park falan yok. 2 - 3 tane büyük alışveriş marketi ve bolca hediyelik eşya satan, cadde üstü satıcılar var. Diğer ülkelere

göre burada fiyatlar oldukça düşük.

 

Otele gidip saat 2 ye kadar dinlendikten sonra gidip pasaportu aldım.

Zimbabwe den artan zamanı Güney Afrika'da bolca değerlendiririm.

Büyük marketin birine girip  bira,su,ekmek,domates,hıyar,bir parçada kaşar peyniri gibi bir şey aldım. Akşama, ekmek arası dürüm ve bira, bahçede

açık havada yerim.

 

Market çıkışı yağmur bastırdı. Oturdum bir banka. İnsanlar sağa sola koşuşturuyor. Hele okul çıkışı üniformalı gençler cıvıl cıvıl,şakalaşarak bağrışarak

sığınacak yer arıyorlar.

 

Dürümü yaptım.Ama, peynir sanki tuzdan yapılmış.İçimi yaktı. 2 birayı ara vermeden içtim.

Yarın erkenden yine göl kenarındaki Cape Maclear'e geçeceğim. 4 saatlik bir yolum var. Umarım ........

 

" Ayağa  batan  çakıl  taşından,

   Elde  okşanan  çakıl  taşına "

 

Zamanla  sivrilikler   nasılda  gidiyor.

 

28. GÜN: 22  ŞUBAT  2006  çarşamba    (MALAVİ - CAPE MACLEAR GÖLÜ )

Uzun bekleyişten sonra, saat 9:30 da minibüs doldu.  5 saatlik yolculuktan sonra  Mangoche adında bir kasabaya vardım. Göl kenarına varmak

için Monkey Bay'a geçmem gerekiyor. Monkey bay Minibüsünde tek ben varım. Başka bir dolmuşa aktardılar. Akşam üzeri Monkey baya vardım.

 Buradan göl kenarına geçmek için indiğim yerdekilere dolmuş sordum. Bu saate zor bulursun dediler. Bulacağız....

 

Etrafa sordum soruşturdum. Yok, devamlı bir taşıt falan yok. hele bu saate biraz zor dediler. Aklıma yol kavşağına gitmek geldi. Belki oradan

bir taşıt bulabilirim. Bir kamyonetin arkasına atlayıp kasaba girişindeki sapağa geldim.

Kavşakta bir benzin istasyonu var. İstasyondaki adamda bu saate zor dedi. Bekle belki bir geçen olur dedi.

Hava kararmak üzere. Kasabanın girişinde pansiyon vari bir yer var. Ama  pek  kalınacak gibi değil.

 

İstasyon kenarında patlak bir topla, futbol oynayan gençlerle biraz top koşturdum. 1 saatten fazla oldu. Derken istasyondaki adam  hızla bana

 işaret ederek koş, şu duran kamyonete  atla dedi. Bu diğer yoldan göl kenarı gider gibi bir şeyler söyledi. Çantayı kaptığım gibi kamyonetin arkasına

atladım. 20 ye yakın insan ve yük dolu. Meraklı gözlerin seyrinde patates çuvallarının üstüne kendimi sıkıştırdım.

 

Kamyonet girdi kasabaya, bezin alma,yolcu indirme bindirme,ona selam buna kelam derken hava kararmaya başladı. Daha göl yoluna girmedik bile.

 Yol topu topu 20 km. Derken, orman içi toprak bir yola girdik. Paraları toplayan adama, benim göl kenarındaki pansiyonlara gideceğimi bir kaç tekrarlayıp

beni orada indirmesini ısrarla söyledim.

 

Yol karanlık ıssız bir yol. Biraz tedirginlik başladı. Bir  genç benle konuşmaya çalışıyor. Biraz bıçkın bir genç.Ben sana yardım mardım

ederim, falan gibi bir şeyler söylemekte.Biraz sonra bir köye geldik. Işık mışık yok, karalınlıklar  içinde bir yer. Elinde fener olan bir kaç insan var.

Meraklı olan çocuklar ve bazı kişiler dibime kadar sokulup bana sırıtıyorlar.Bende sırıtarak cevap veriyor. Resmen ilkel  bir köy burası. Her halinden belli.

Biraz sonra , meydan gibi bir yerde 2 kişi hariç herkes indi. Adama,  beni pansiyonların olduğu yere götüreceksin dimi diye ısrarla soruyorum.

O da tamam tamam diyip duruyor. Sana göre tamamda, ya bana göre.

 

10 dk. sonra karanlık yolda 3-5 beyazı ellerinde fenerle görünce rahatladım. Beni bir motel gibi yerin önünde indirdi.

Analaşıp odayı aldım. Yemek için otelin restoran gibi olan , indiğim caddeye bakan yerine geldim. Tesisin hemen önü, ve anladığım kadarı ile

oda göl kenarındaymış.

Her yer zifiri karanlık.Hiç bir şey belli olmuyor. Yarın sabah göreceğiz.

 

29. GÜN: 23  ŞUBAT  2006  perşembe    (MALAVİ - CAPE MACLEAR GÖLÜ )

Sabah kapıyı acınca,harika bir manzara ile karşılaştım. Gölle burun burunayım. O kadar eziyete değmiş.

Gidip sahile oturdum.Yerli halk göl kıyısını doldurmuş. Kadınlar bulaşık yıkıyorlar.Çocuklar göle giriyorlar,Ördekleri kovalıyorlar.Balıktan dönen

 balıkçılar ağları temizliyor.

 

Sol tarafımda 2 genç muz pancake dedikleri muzlu dürüm yapıyorlarmış. Yapın dedim ve kahvaltıyı göl kenarında yaptım. Sağ olsun gençlerden

  biri  çayda buldu. Sahilde biraz oturduktan sonra, köy merkezine doğru,gece geçtiğim köye geldim.Kendi halinde küçük şirin bir yer,Yol boyunca

 küçük  harika evler,neşeli oyun oynayan, ama beni görünce uzaylı görmüş gibi sağa sola kaçışan cocuklar.

 

Pantolonun sol diz üstü yırtılmıştı. Bir terzi sordum. Genç bir cocuk köyün içindeki terziye götürdü.Giderken köyün içinden,evleri daha yakından ve

hatta bahçe içlerine girme, ev içlerine göz atma fırsatımda oldu.Yanımdaki cocuk sayesinde. Terzi sağlam bir yama yaptı.

 

Dönüşte bol bol fotoğraf çekip,göl kenarına geldim. Tam karşıda bir ada var. Yanıma gelen genç, karşı adaya tur yapıyormuş.

Pazarlık yapıp saat 2 de gitmek için anlaştım.

 

Saat 2 gibi genç geldi.Ağaç gövdesinden,kano şeklinde yapılmış dar bir  kayık. Yavaş yavaş salına salına daya geçtik.Ada kayalık sessiz sakin bir yer.

Kıyıda yüzen renkli balıklar var. Galiba mavi olanlar ünlüymüş. Bu renk başka yerde yok falan gibi bir şeyler söyledi.

 

Adadan karşı sahil ve köy harika gözüküyor. Sevimli küçük bir yer.Etrafı dağlarla çevrili yeşil bir yer. Tam kafa dinlemek için ideal bir yer, Konuştuğum

 kişiler 2 - 3 ay sonra burası turist dolar dediler. Gizli, küçük bir cennet yeri gibi.

 

Köy içinde yemek için yürümeye başladım. Evlerin önünde ve köşe başında öbek öbek insanlar toplanmış,ağıt veya dua benzeri bir şeyler söylüyorlar.

Bellik'i evin birinde ölü var. Gün batımına kadar köyde ve sahilde gezip.Güneş batımı için odanın önde sahile oturdum.

Yarın buradan ayrılıp Malavinin diğer büyük kenti Blantyre 'ye geçecip oradan Mozambik e geçeceğim.

Yolu yarıladık sayılır.

 

30. GÜN: 24  ŞUBAT  2006 cuma    ( MALAVİ - BLANTRYE )

Önce, yine kamyonetle Monke Bay'a sonra Mangoçi daha sonra Blantrye ulaştım. Yolda  Zomba diye bir kasabadan geçtik ki, snki orman içine kurulu

bir yer. Dev ağaçlar, bol yeşil bitki örtüsü. Durduğumuz otogar gibi yerde,kalacak otel falan ve fiyatları sordum. Orman içine yerler varmış ama

pahalı.1 gece kalabilirdim. Ama hem pahalı,hemde çok şiddetli yağmur başladı.

 

Şehre ulaştım. Şehrin dışında bir yerde indirdi. Yağmur devam ediyor. Bu otogardan Mozambik otobüsü kalkmıyormuş. Merkezde bir yerden kalkıyormuş.

Dolmuşa binip merkeze geldim.Otogara yakın, aile işletmesi bir yer buldum.Bahçe içinde hoş bir yer.

 

Cebimde Malavi parası kalmadı. Tekrar merkeze gidip para bozdurma,karın doyurma ve alışveriş için dolaşmaya başladım.Felaket bir sağanak başladı.

Bir mağazaya sığındım ve para bozdurmak için yer sordum. Bu yağmurda yürüme ben bozayım dedi. Nerelisin diye sordu.Türkiye dedim.Müslümansın yani.

Evet dedim. Gerçek değerinde parayı bozdu. Yemek için yer sordum. Bak karşıda Nandos cafe var. " Orası halaldır ". Şimdiye kadar yediklerim helal değildi, yani..

 

Cafe caddeyi görüyor. Cam kenarında uzun bir süre oturup geleni gideni,yağmur koşuşturmasını izledim.

Yağmur peşimi bırakmayacak galiba.Marketten alışveriş yapıp otelin olduğu yere döndüm. Yandaki otogara girip otobüs bakmaya başladım.Daha ilk sorduğum,

şişko sevimli orta yaş biri, işte bu otobüs dedi. Bu Zimbabwe otobüsü.Sen Tete de inip oradan devam edersin.Peki bilet falan dedim.Gerek yok sabah 7 de gel.

Acayip sevimli ve güven verici biri.Zaten gelen giden selam veriyor, bir şeyler soruyor.

 

Otelin Bahçesinde, biraları içip yattım. Felaket bir sivrisinek vardı. Cibinlik bile nerdeyse fayda etmedi. Bol bol tütsü yaktım.

 

31. GÜN: 25  ŞUBAT  2006 cumartesi    ( MOZAMBİK - TETE )

Sabah geldim.Bizim adam orada. Selam verdim,bilet ver dedim. Bin sonra verirsin dedi. Arka tarafa ta bir yere oturdum.7:30 da hareket edip 10.30 gibi

sınırı geçtik. Saat 12 civarı Zambezi nehri üzerinde bulunan çok güzel bir köprüden geçip Tete kasabasına girdik.Beni yol kenarında bir yerde indirdi.

 

Şehir merkezine yürümeye başladım. Şehir nehir kenarına kurulu orta büyüklükte geniş caddeleri olan sevimli bir şehir.Cumartesi olduğundan dükkan ve iş yerleri kapalı.

Sınırda para bozduramadım. Para bozdurmam gerekiyor. Birine   sordum. Yok döviz bürosu,banka falan. Bak karşı köşede bozan gençler var.

 

Sınırda fiyat sordum ama bakalım hesabı tam yapabilecek miyim. 150 dolar bozun dedim hesapladılar.Yok olmaz az dedim. Şudur budur derken biraz yüksek fiyattan

bozdurdum. Ama,  sayıp paraları hangisi nedir diye anlayana kadar illallah ettirdim. Hep birlikte bana ezberlettiler. Bugün Beira ye otobüs falan var mıdır diye sordum.

Yok dediler yarın 4:30 da bulabilirsin dediler. Çok erken be. Sonra falan, yok dediler. Gidip kalkış yerinden yarın için bilet aldım.

 

Otel bakmak için Yokuş yukarı ana caddeyi tırmandım.Sola sapıp ilk otele girdi.Dolu, diğer biri oda dolu.Hayda.

Bir yer buldum sonunda 15 dolara.Gerçi öbürleri de pahalıydı.Minibüs içinde 15 dolar civarı ödeme yaptım.Sanırım bu ülke pahalı geçicek. Duş alıp biraz

dinlenip yemek için dışarı çıktım. Gençler ana caddede turluyorlar. Ülke den ülkeye değişiklik hemen kendini gösterdi. En barizi oturacak masa sandalye var.

 

Yiye bildiğim hamburger, patates kızartması.Buralara dada tavuk, patatese devam.

 

Mozambik'i deniz kıyısından geçip,Swaziland üzerinden Güney Afrikay'a geciceğim.Şehrin havası felaket nemli.Cadde üzerinde bir pasta hane gözüme kestirmiştim.

Oraya gidip sandviç, kurabiye pasta gibi bir şeyler yedim.Buram buram ter döküyorum.Sanki hava karardıkça nem daha da artıyormuş gibi.

Gece nasıl yatacağız.

 

32. GÜN: 26  ŞUBAT  2006 pazar    ( MOZAMBİK - BEİRA )

Saat çalmadı. Bir fırladım yataktan saat 3,15 ,ulan ben erken kalmışım. Dışarısı zifiri karanlık.Allah allah nasıl gideceğiz. Saatin biraz ilerlemesini bekleyip,çantayı

sırtlanıp dışarı çıktım. Banka ve mağazaların önünde gece bekçileri var. İleride görebiliyorum.İlk banka önüne koştura koştura geldim.

Sağdan ilk köşeyi de dönüp hızla diğer bankaya doğru yönelirken, 3-5 genç bağır çağır, köşede bira içiyorlar.Yolun karşı tarafına geçip yoluma devam

ettim. Son köşeyi de dönüp otogar gibi yere geldim. Yani  yolda  uzun bir yol değil. Sanırım tekrar döneceği  için  dönüşte gece karanlığına kalmamak için. Sanırım...

 

4:30 da  hareket ettik. Yaklaşık9 saat sürdü yolculuk. Tatil günü. şehirde  kalabalık yok.İndiğim yerden Vilanculos için yarına  biletimi aldım. Yine sabahın köründe.

Köşede yakın bir otele çantayı bırakıp dışarı çıktım. Resepsiyondaki adama  deniz kenarına nasıl giderim diye sordum. Oda beni bir minibüse

 bindirdi minibüsçüye bir şeyler söyledi.

 

Sahil boyu  15 dk  yoldan sonra  adam beni  bir klüp önünde indirdi. Şehrin en pahalı yeri galiba. Önünde bir kaç pahalı araba. Sağda solda  başka

oturacak yer yok.Yarım dolar giriş parası ödeyip girdim içeriye.Gerçekten de  şehrin kalbur üstü insanları içeride. Birde  yüzme havuzu mevcut.

Bara oturup menü den en ucuz bira  patates söyleyip okyanusa  doğru  biramı bitirip çıktım dışarı Minibüsçüye beni diğer deniz kenarı şehir merkezine götür dedim.

 

Tam tersi yere geldim.Merkezde her yer kapalı. Bir yerden pazar yeri gibi bir yere daldım. İşporta tezgahları,karışık bir yer. Fotoğraf falan çekerken

bir genç  gel seni sahile falan götüreyim gibi söylendi.İçine girdiğim yer pek temkinli bir yer değil ve  daha ilerisi deniz kenarı liman falan olsa gerek.

Tamam dedim ve onun girdiği yerlerden; birbirine bitişik küçük pis ve dayanılmaz koku salan kurutulmuş balık çuvalları ,barakaların arasından

meraklı ,kızgın bakışlar selamlar arasından liman gibi bir sahile geldik. Ortalık balıkçı ve balık dolu. Alışveriş karşılıklı devam ediyor. Koku ve

pislik dayanılmaz, ama renkli ve hareketli bir yer. Yanımdaki rehber siyahla  yine ara sokaklardan geçerek onun dükkanın önüne geldik. 4-5 paket

sigara alıp Merkeze geldim. Cadde üzeri bir take way de siyah gençlerin sokak dansını gören mir masaya oturdum.Hamburger cips.

Menülerin bazıları   ve  halkın bazı konuşmaları Fransızca veya  Portekizce galiba.Burası da eski bir  sömürge ülkesi.

Otele dönüp berbat bir  ortak banyoda duş alıp,otelin önündeki restoran ta oturup bira içtim.

 

33. GÜN: 27  ŞUBAT  2006 pazartesi    ( MOZAMBİK - VİLANCULOS)

Sabahın körü dikildik yine.Mini otobüs emen otelin önündeki cadden kalkıyor. Bisküvi-kola atıştırdım.

İlerde adamın biri duvar dibine işiyordu.Bende duvar dibinde kuytu bir yer bulup yapmaya başladım. Biraz sonra bir adam omzuma dokundu.

Döndüm,elinde polis kimliği ne yapıyorsun gibilerden söyleniyor. Üzerinde üniforma yok.Diğer işeyen kaçtı.Diğer polis adamın arkasından

bağırmaya başladı. Diğeri bana yasak olduğunu ve pasaportumu vermemi söyledi.Vermem dedim.Bilmiyordum gibilerden söylenmeye başladım.

Adamların polis olup olmadığını kestirmeye çalışıyorum. 10 dolara yakın cezası var ödeyeceksin gibi söyleniyor.Bende itiraz ediyorum.Otobüsün

yanına geldik şoförlere durumu anlattım.Adamlar polislere bir şeyler söylediler,ama pek yumuşak konuşuyorlar.Tamam bunlar gerçek polis.

Benden hala pasaportu istiyorlar,bende vermeyip hala itiraz ediyorum.Aklıma hadi beni polis ofisine götürün demek geldi.Gel dediler 300 400

metre ileride gerçekten çadır varı bir yer ve polisler var.Adam durumu anlattı.Şef olan makbuzu çıkarttı,öde bakalım.10 dolar civarı parayı

 ödeyeceksin,bende o kadar yok şu kadar var derken 4 dolara işi bağladık.Hemen otobüse döndüm koltuğuma oturdum.En pahalı çişimdi.

 

Yol 10 saat sürdü.Radyatör delikti sanırım.ikide bir durup su dolduruyorlardı.İtmeden de çalışmıyordu. Yol bir o kadarda bozuktu.Akşam üzeri

şehre vardım.Sorarak sahili buldum.Güzel bir sahil.İlk girdiğim yer odaya 20 dolar dedi.Bana çok.Sahil boyu yürümeye başladım,gözüme küçük

şirin bir yer ilişti. Bahçe kapısında içeri girdim.Ortalık kimse yok.Sağa sola bakıp arkaya geçerken bir adam karşıma çıktı.Hoş geldin falan derken

nerelisin diye sordu.Türküm dedim.Müslüman mısın . Evet dedim.Bende Müslümanım dedi.Adım Süleyman.Adamı 3 odası varmış.Bu odaları haftalık

veya aylık olarak kiraya veriyormuş.Sana içeride şu geniş salondaki yatağı verebiliirm gecelik 10 dolar,dedi.Tamam dedim.Sahile bakan küçük

bahçesi, çok hoş, sakin huzurlu bir yer.

 

Süleyman sıcak biri,birde 5 yaşlarında  küçük tatlı bir oğlu var,ismi Haci.Habire bana meyve taşıyor.Meraklı bir şey.

Sadece okyanusun ve rüzgarın sesi var.Uzakta adalar yakın,Afrikaya has balıkçı tekneleri balıktalar.

 Yolda  2 tane bisikletli gezgin gördüm.Bana göre en zor iş bu.Eminim Kahire - Cap Town yapıyorlar ve çok maceralı ve zor bir etap.

Türkiye'den sanırım ismi Hülya koç olan bayan bu etabı yapmıştı.

 

Süleyman akşam yemeğini yapmaya koyuldu.Yemekler bizden demişti. Deniz iyicene geri gelmeye başladı.Renk renk yelkenli balıkçı tekneleri

otelin önünden geçmeye başladılar.Hemen biraz önümüzde kanal gibi bir yeri kullanarak sağ tarafta sahile yanaşıyorlar.Sahilde bir kalabalık,

sanırım,gelen teknelerdeki balıkları indirmeye ve satın almaya gelmişler.

 

Süleyman yemeği getirdi.Patatesli işkembe yemeği.Ulan genelde işkembe çorbası içerim.Ama bunu içindeki işkembeler büyük parçalar halinde.

Kokusu pek kötü.Süleyman tabağı da doldurmuş.Ulan nasıl yiyeceğim bunu.

Karnımda acayip aç.

 

bir iki parça yedim.Ama yiyilecek gibi değil Sandviç ekmeğini bir kaç kez suya banıp,patatesleri yedim.Adama ayıp olacak.Ama yapacak bir şey yok.

Küçük hagi kendince bana oyunlar yapıyor.Bir şeyler söylüyor.Bende ona cevaplar veriyorum.Anlaşıyoruz yani.

 

Süleyman geldi.Sevmedin galiba dedi. Yani dedim pek et yemem gibilerden söylendim.

Çay yapmış.Gece çökmeye başladı.Harika bir sessizlik var.Gökte yıldızlar ve dalgaların sesi. Birde sivri sinekler.

 

Süleyman gece beni uyardı.Cibinliği muhakkak kullan.Sprey ,krem kullansan da  cibinliği kesinlikle kullan.

Malarya kötü bir hastalıktır.Bir hafta uyuyabilir ve bir daha kalmaya bilirsin gibi şeyler söyledi.

 

34. GÜN: 28  ŞUBAT  2006 salı   ( MOZAMBİK - VİLANCULOS)

Yatağım camın kenarında.Sabah güneş tam karşıdan,okyanustan doğdu.Bir süre izleyip sonra tekrar yattım.

Minik hacinin sesi ile uyandım.

 

Bahçeye çıkıp kola bisküvi ile karnımı doyurup sahile indim.Deniz bayağı çekilmiş.Yürü yürü deniz bel hizasında.

Sahilde uzun bir yürüyüş yaptım.Çok bakir bir yer.Tek tük kalacak yerler ver.

Şehir merkezine indim. Bir internet kafe girip çak biletlerine baktım.Yer problemi olmasın diye erken almayı düşünüyorum.

Ama dönüş tarihim belli değil.Emirrates sin Maputo'da, satış ofisinden halletmem gerekiyor.

 

Şehir merkezide bir take way bulup karnımı doyurdum.Pantolonun diz kısmı yırtılmaya başladı.Bir çarşı gibi bir yere girdim.

Açık bir alanda terzi  bir adama yanaştım.Bunu yamalayalım dedim.Peki dedi çıkar.Pazarın orta yeri .Bana etek gibi bir şey verdi.

Giydim.Gelen geçen bayanlar erkekler gülüyor.Aslında kendileri de bunu yapıyorlar galiba,ama bir beyazı böyle görmek hoşlarına gitti.

Ara sokakları caddeleri dolaşıp otele döndüm. Süleyman öğle yemeği için balık yapmış.Birde güzel yapmış.Afiyetle beraber yedik.

Yine bahçede okyanusa karşı uzun süre oturdum.Haci ile oyunlar oynayıp çayımı içtim.Balıkçılar dönmeye başlayınca fotoğraf

makinesini alıp kalabalığın olduğu yere yürüdüm.

 

Kova kova balıklar teknelerden indirilip sahilde satışı sunuluyor.Martılar dalış yapıp balık kapma peşindeler.Çoluk cocuk bir kalabalık,şenlik

halindeler . Köpek balığı,enva yi çeşit okyanus balıkları alıcılar tarafından pazarlıkla alınıyor.

Bahçeye döndüm.Burası beni dinlendirdi.Özellikle erken kalkıp yaptığım yorucu yolculuklar sonrası dinlenmek için iyi bir fırsattı.Mozambik

sonrası yolum kolaylaşacak Güney Afrika cumhuriyeti daha rahat gececiktir.

Akşam yemeğine karides haşlama yapmış.Yardımcı çocuğa bira aldırttım.Bahçe hep beraber ,keyifle sohbet ederek içtik.

 

Buranın müdavimleri Fransızlarmış.Süleyman'da genelde bu odaları Fransızlara 1 ağlığına kiraya veriyormuş.Devamlı gelen müşterileri varmış.

Karşı adalara da güzel plajlar varmış.Ve özellikle  hep balık keyfi yapıyorlarmış.Onlar getirir biz pişiririz.

Gerçekten ortam  çok sessiz ve bakir.

 

35. GÜN: 01 MART  2006  çarşamba   ( MOZAMBİK - İNHAMBANE )

 

Gezinin   ilk sayfa  için tıklayınız....                                                                                       Sayfanın devamı  için tıklayınız >>>.

Ana Sayfa

Afrika Fotoğrafları            Yol videoları      Afrika haritası

Mail  :  necmi@necmitoraman.com